Buradasınız

"SCIENCE CITATION INDEX" BİR BİLİM ADAMININ DEĞERİNİ BELİRLEMEKTE TEK VE OBJEKTİF BİR KRİTER MİDİR?

"SCIENCE CITATION INDEX" BİR BİLİM ADAMININ DEĞERİNİ BELİRLEMEKTE TEK VE OBJEKTİF BİR KRİTER MİDİR?


Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre


1960'lı yıllarda Eugen Garfield

ABD'nde Philadelphia/Pennsylvania'da Institute for Scientific Information

(ISI) yâni "Bilimsel İstihbârat Enstitüsü" adı altında ve "bilimsel

sonuçların tüketimini ölçmeye yönelik parametreleri ihdâs ve tesbit etmek

amacıyla" bibliyografik bir veri tabanı geliştirmek üzere bir şirket kurmuştu.


Bu

şirketin oluşturduğu Science Citation Index (SCI) denilen

veri tabanı 1964 yılındanberi yürürlüktedir. Daha sonra Science Citation Index Expanded (SCIE)

diye genişletilen bu veri tabanı hâlen: Biyokimya, Biyoloji, Enformatik

(Bilişim), Farmakoloji, Fizik,

Hemşirelik Bilimleri, Jeoloji, Kimya, Matematik, Mikrobiyoloji, Mühendislik,

Ormancılık, Psikiyatri, Tıb ve Ziraat konularında, çeşitli dillerde

yayınlanmakta olan çeşitli bilimsel dergilerin taranmasıyla, en azından: 1)

bilimsel makālelerin özetilerini vermekte, ve 2) yazarına ya da yazarlarına bu

makāle dolayısıyla kimlerin makāleleri tarafından kaç kere yollama yapılmış [referans verilmiş, "site edilmiş"] olduğunu, yâni bu makālenin bilim

âlemindeki yankısını sayısal olarak tesbit

etmektedir.


ISI'nin bu veri tabanı 1945 yılına

kadar uzanmaktadır. Başlangıcından bugüne kadar SCI'nin tarayarak veri tabanı

oluşturduğu bilimsel dergilerin sayısı 3700 civârında kalmış iken SCIE'in taradığı dergiler bugün

yaklaşık 6200'e ulaşmıştır. Bu iki veri tabanı arasındaki farkları bilmeyenlerin

aklında ise yalnızca Science Citation Index yâni

kısaltılmış şekliyle SCI vardır.



Her hafta

yaklaşık 19.000 kadar makāle özetinin ve 430.000 sitasyon'un dâhil edildiği SCIE

veri tabanının bugünkü hacmı yaklaşık 18 milyon özete ulaşmış

bulunmaktadır. Bununla beraber, gerek SCI'nin gerekse SCIE'nin yukarıda adı geçen

konularla ilgili bilimsel dergilerin hepsini taramadığı ve bunlar arasında,

kriterleri kendince mâlûm, bir seçim yaptığı da gözden ırak tutulmamalıdır.



2547

sayılı Yüksek Öğretim Kānûnu'nun yürürlüğe girmesinden sonra bir bilim adamını

bilimsel olarak değerlendirmek amacıyla SCIE'ye baş vurmak, akademik ortama,

önce kānûn ve yönetmeliklerde yer almamış bir moda ve daha sonra da fiktif bir zarûret olarak yerleşmiş

bulunmaktadır. Bırakınız Medya'yı, işin künhünü bilmeyen bilim adamları

tarafından dahî, SCEI'ye baş vurarak bilim adamlarını

bu veri tabanındaki sitasyonlarının

sayısı aracılığıyla değerlendirmek sanki objektif ve

hiç şaşmayan tek kritermiş gibi algılanmaktadır

ki bu aslā ve aslā isâbetli de değildir, doğru

da değildir!


Nitekim

bir bilim adamının bilimsel değerini:

  • Hocalığı,
  • Araştırıcılığı

  • Bilimsel nitelikli proje ve doktora ya da

    lâboratuvar ve klinik idâre etmekteki ya da sanatsal eser vermekteki yeteneği ve

    verimliliği, ve

  • Bilgiyi: A) öğrencilerine, ve B)

    meslekdaşlarına (kolleg'lerine) yayıcılığı


gibi beş

faktör belirler. SCIE'de "site edilmiş olmak" ise

bu beş faktörden, yalnızca ve yalnızca, B) şıkkı ile doğrudan doğruya ilgili

değil, yalnızca ilintilidir. Dolayısıyla, SCIE

tek kriter olamaz; aşağıda ise niçin objektif bir kriter olamayacağını

da açıklayacağız.


Bilim

adamının hocalık vasfını en iyi değerlendirenler öğrencileridir. Eğer bilim

adamı:

  1. Derslerini ilgi çekici kılabiliyorsa,
  2. Ders takrîrindeki hitâbeti etkileyici ise,
  3. Tahtayı iyi kullanabiliyorsa,
  4. Yazısı okunaklı ise,
  5. Dersinin metnini ve çözülmüş problemlerini teksir olarak

    dağıtıyorsa ya da bu konuda yazılmış kitapları varsa,

  6. Öğrencilerine kibirle değil, şefkatle muamele ediyorsa,
  7. Öğrenciler tarafından kolay hazmedilemeyen konuları gerek sınıfta

    gerekse odasında onlara tekrar açıklamakdan yüksünmüyorsa,

  8. Not vermede âdil davranıyorsa

onun bu

nitelikleri öğrenciler arasında takdîr edilerek derslerine ilgi de o ölçüde

artar. Bu duruma meslekdaşları da kısa zamanda vâkıf olurlar.

Bilim adamı:



  1. Bilimsel araştırma projeleri teklif edebiliyor ve

    yönetebiliyorsa,

  2. Konusunda ilmî literatüre bihakkın vâkıf ise,
  3. Yanındakileri ekip çalışmasına teşvik edebiliyorsa,
  4. Doktora konuları bulup doktorantlarını başarıya ulaştıracak

    şekilde yönlendirebiliyorsa,

  5. İlim ahlâkından yâni akademik deontolijiden aslā ödün vermiyorsa,

    ve

  6. Bütün bu konularda salâbeti de verimliliği de kanıtlanmış ise,

bütün bunlar

meslekdaşları arasında kıskançlıklara ve hattâ engellemelere yol açsa bile,

sonunda mutlaka saygı ve takdîr kazanır.


Bilginin

öğrencilere yayılması bilim adamının verdiği derslerin muhtevâsının yalnızca

ders verdiği sınıfla sınırlı kalmayıp sınıfın dışına da taşması demektir. Bu

da bilim adamının o konuda pedagojik kitap ya da kitaplar yazmış, tercümeler

yapmış olmasıyla ölçülür. Ayrıca bilim adamı orijinal araştırmalar yapıp

yayınlamakla da yükümlüdür. Bâzıları ise kendi yayınlarının sayısını kabartmak ve SCIE'de

daha çok "site edilmiş olmak" için, doktorantlarına, idâre ettikleri

doktoralar yayınlanırken bunların başına kendi isimlerinin de konulmasını icbâr

ederler. Bu, kanaatimce, doktorantı ezen ve akademik deontolojide yeri olmaması

gereken bir tasarruftur.



Bir bilim

adamının söz konusu dört faktörün hepsinde de başarılı ve verimli olması

idealdir ama her bilim adamından bu performansı beklemek âdilâne bir tutum

değildir. Meselâ Rölâtivite Teorileri'nin kurucusu, Fotoelektri Olay'nı

açıklayan, Bose-Einstein İstatistiğini kuran ve 1921'de Nobel Fizik Ödülü'nü

kazanmış olan Albert Einstein (1879-1955) gibi bâzı bilim adamları öğrencilere

muhâtab olmaktan da ders anlatmakdan da olabildiğince kaçınarak kendilerini

yalnızca araştırmaya verirler. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde Atom ve

Çekirdek Fiziği Kürsüsü'nün ve lâboratuvarlarının, Teorik Fizik Enstitüsü'nün,

Türk Fizik Derneği'nin kurucusu ve Atom Enerjisi Komisyonu ile Çekmece Nükleer

Araştırma ve Eğitim Merkezi'nin kurulmasının öncüsü olan Fâhir Yeniçay

(1902-1988) gibi bâzıları ise yalnızca iyi öğrenci yetiştirmek, ders kitabı

yazmak konusunda gayret sâhibidirler.



Bilim adamlarının gerçek değerlerini

ne SCIE'deki sitasyonlarının sayısı ve ne de bu işten

anlamayan gazeteciler tesbit edebilir. Bu değerlendirmeyi ancak ve ancak o bilim adamları gibi bilim

adamı ve aynı akademik titre sâhib olan ciddî ve âdil meslekdaşları

yapabilir.



SCIE'de "site edilen" makāleler bilimsel

değerlerine bakılmaksızın taranıp kayda geçmektedir. Meselâ, 1989 yılında

Stanley Pons ve Martin Fleischmann yaptıkları bir elektroliz hücresinde çok

düşük sıcaklıkta füzyon olayını gerçekleştirdiklerini ileri sürmüşlerdi. Bu soğuk füzyon üzerine her ikisine de

yollamada bulunan binlerce makāle yazılmış ve bunların çoğu da SCI'de ve SCIE'de

yer almıştı.



Fakat 15

sene zarfında bu iki zâtın tecrübesini ve ölçümlerini tekrarlayan pekçok bilim

adamı "soğuk füzyon" diye bir olay varsa dahî bunun Pons ve Fleischmann'ın

tecrübelerinde iddia etmiş oldukları gibi ortaya çıkmadığını gösterdiler. Yâni

Pons ve Fleischmann'ın iddialarının gerçek tarafı yoktu. Şimdi sormak lâzımdır:

"Pons ve Fleischmann'ın, bilimsel olmadığı kanıtlanan soğuk füzyonu

gerçekleştirmiş oldukları iddiası dolayısıyla, SCI'de ve

SCIE'de binlerce kere zikredilmiş olmaları ve böylece kendilerine

yapılan yollamaların sayısının iyice kabarmış olması onların kâr hânesine

kaydedilmesi gereken bir başarı mıdır? Buna göre, SCI'de ya da SCIE'de "şu kadar" zikredilmiş

olmak bilim adamları için: 1) tek kriter, ve de 2) objektif bir kriter olabilir

mi?



Ayrıca,

meselâ: Hukuk'da, İktisat'ta,

İlâhiyat'ta, Epistemoloji'de, Mantık'ta, Türkoloji'de, Arap-Fars Filolojisi'nde,

İç Mîmârî'de, Heykeltraşlık'da, Müzikoloji'de ve ilh… orijinal araştırma yapanların SCIE'de zikredilmesi ("site edilmesi") imkânı olmadığından bu

gibi bilim adamlarının "SCEI'de sıfır sitasyonu var" diyerek afişe edilmeleri

ve haksız yere küçük görülmeleri doğru mudur? Nitekim kendisi tanınmış bir

Anayasa Hukuku uzmanı olan YÖK Başkanı Prof.Dr. Erdoğan Teziç son zamanlarda

birkaç gazetede SCIE'de hiçbir makālesi "site edilmemiş" olduğu için haksız yere eleştirilmiştir.



Bundan

başka bilim âleminde çok güçlü lobilerin varlığı da bir sır değildir. Bunlardan

biri "Yahudi Lobisi", diğeri ise "İlâç Sanayii Lobisi"dir. "Yahudi Lobisi"ne

mensûb olanlar SCIE tarafından taranan dergilerde

yayınladıkları makālelerde muhakkak bir punduna getirip özellikle başka yahudi

bilim adamlarının bilimsel yayınlarına yollama yaparlar. Bu da haklı ya da

haksız yahudi bilim adamlarının SCIE'de daha fazla sayıda

zikredilmesine yol açmaktadır.



SCIE'de sitasyonların sayısını kabartmanın bir

başka yolu da bir bilim adamının yayınladığı her makālede, gerekli olsun

olmasın, kendisine ait daha önceki makālelere yollama yapmasıdır.



Eskiden

tıb alanında bilimsel dergiler çok daha seçiciydiler; kılı kırk yararlar ve

kendilerine yayınlanmak üzere gönderilen makālelerin çoğunu da reddederlerdi.

Şimdilerde ise güçlü ilâç firmaları ya da onların alt kuruluşları piyasaya

sürdükleri yeni bir ilâç hakkında birbirini tekrarlayan, istatistiksel değeri

olmayan 20-30 vaka hakkında hiçbir orijinalliği bulunmayan sözümona bilimsel

makāleler yazanların bu makālelerini, ellerindeki parasal yaptırım gücüyle, SCIE

tarafından taranan bâzı tıb dergilerinde yayınmasını

sağlayabilmektedirler. Bu ise, söz konusu kimselerin bu ilâç firmalarına daha

bağımlı çalışmaları için bir nevi rüşvet yerine geçmektedir.



T.C.

Sağlık Bakanlığı tarafından Resmî Gazete'nin 25213 sayılı nüshasında yayınlanmış

28.08.2003 târihli "Eğitim Personelinin Nitelik Ve Seçim Esasları Hakkında

Yönetmelik"de Şef Yardımcısı olmak için 6. Madde'nin ve Şef olabilmek için de 7.

Madde'nin gerekli gördüğü SCI'ye ya da SCIE'ye kayıtlı dergilerde Şef

Yardımcısı için 3 ve Şef için de 5 yayını olması şartı, bu işe âşinâ tarafsız

gözlemcilerin kanaatine göre, yukarıdaki paragrafta değinilmiş olan İlâç Sanayii

firmalarının devreye girmelerini ve yayınların bilimsel kalitesinin de

olabildiğince düşük olmasını sağlayan bir etken olarak ortaya çıkmaktadır.



Bütün bu

olgular, bir bilim adamının değerlendirilmesinde SCIE'deki sitasyonlarının sayısının ya da, Sağlık

Bakanlığı söz konusu olduğunda, SCI'ye ya da SCIET'ye

kayıtlı dergilerde yayınlanmış tıbbî yayınların: 1) niçin tek kriter olamayacağı, ve de

2) niçin objektif bir kriter

olamayacağı konusunda fehâmet ve idrâk sâhiplerine yeterince ışık

tutacaktır.



* * *
Tasarım & Geliştirme | magicleaves