Buradasınız

LOUIS MASSIGNON (1883-1962)

LOUIS

MASSIGNON (1883-1962)


Ahmed

Yüksel ÖZEMRE



Azîz

dost Memduh Cumhur'a

muhabbetle

ithâf olunmuştur


Hayatı


Papa XII. Pius'un (1876-1958),

hakkında: "Katolik bir müslümandır" hükmünü vermiş olduğu Ferdinand Jules

Louis Massignon 25 Temmuz 1883'de Fransa'da Nogent-sur-Marne'da doğmuş, Paris'de

Louis-le-Grand Lisesi'ni bitirdikten sonra

üniversiteden 1904'de târih diploması ve 1906'da da edebî ve konuşulan

Arapça diplomasını almıştır. 1906 yılında Gaston Maspéro'nun[1] yönetimindeki Kāhire

Şarkî Arkeoloji Fransız Enstitüsü'ne atanmıştır.


Massignon, 1906-1907'de Mısır'da

kendisinden 6 yaş büyük, lûtî, fakat daha sonra İslâmiyet'i kabûl edip ihtidâ

eden, ama intihâr ederek hayatına son veren ispanyol Luis de Cuadra'ya karşı

duyduğu şiddetli ihtiras ve bunun neticesinde yaşadığı sefih hayatı, 1908'deki

köklü tövbesinden sonra, "Cehennem mevsimim" diye

nitelendirecektir.


Mezopotomya'da bir araştırma

heyeti ile bulunuyorken Osmanlı makāmları tarafından casusluk töhmetiyle tevkif

edilen Massignon'un, 1908'de 2 Mayıs'ı 3 Mayıs'a bağlayan gece Dicle nehri

üzerinden kendisini Bağdat'a götüren vapurda bıçakla giriştiği intihâr

teşebbüsünün başarısız kalmasının hemen akabinde yaşadığı mânevî bir hâl onu,

birdenbire, hem bu sefih hayatından koparmış ve hem de o zamana kadar şüphe ile

bakıp ilgilenmediği dine yöneltmiştir[2]. Bu olayın mâhiyetini

hiçbir zaman açıklamamış olmasına rağmen bundan sonra gelişen mânevî tekâmülünün

tümünü hep bu olaya bağlamıştır.



Ertesi günü ağır bir sıtma nöbeti

geçiren Massignon, kefil ve bedel olarak kendisini casusluk

töhmetinden kurtaran Alûsî ailesinin yanında Bağdat'ta bir müddet kalmıştır.

Hayat ile ölüm arasında iken Alûsîler'in, başucunda, Yâ Sîn sûresini

okuduklarını işitmiş; hayatından ümid kesilmiş olmasına rağmen hızla iyileşerek

8 Mayıs günü de hayata geri dönmüştür. Bu târihten sonra Massignon müslümanlara

karşı sonsuz bir borç ve muhabbet duymaya ve kendisini de yalnızca müslümanların

değil bütün mazlumların kefili ve bedeli olarak idrâk etmeye

başlamıştır.

Bu olağanüstü olaylardan sonra

Fransisken Tarîkatı'nın

[3]sivil (ya da lâik)

papazlar zümresine iltihâk eden

Massignon'da bir taraftan Hallâc-ı Mansûr'a, diğer taraftan da Hz Muhammed'in

kızı Fâtımatü-z Zehrâ'ya ve Selmân-ı Fârisî'ye karşı dayanılmaz bir ilgi ve

muhabbet uyanmıştır. Bu zâtlar hakkında bilgi toplamak üzere İstanbul ve Kāhire

kütüphânelerinde araştırmalar yaptıktan sonra 1909 yılında Kāhire'de El

Ezher'e felsefe öğrencisi olarak kaydolan Massignon 1912-1913 de Kāhire'de

yeni Fuad Üniversitesi'nde misâfir profesör sıfatıyla, arapça olarak, "İslâm'da

Felsefî Doktrinler" hakkında 40 ders vermiştir.


1914'de yeğenlerinden biriyle,

Marcelle Dansaert ile evlendikten sonra Fransa'nın Şark Ordusu'nda önce Gelibolu

savaşında ve daha sonra da 1917-1919 arasında fransızlar ile ingilizlerin ortak

Sykes-Picot misyonunda meşhur ingiliz casusu Lawrence'ın faaliyetlerini yakından

izlemekle de görevli istihbârat subayı olarak çalışmış; ve 9 Aralık 1919'da

düşen Kudüs'e Lawrence ile birlikte girmiştir. 1928 yılına kadar Fransız

İstihbârat Servisi için kaleme aldığı raporlar arap milîyetçiliği, arap dili

ve Sûriye'deki Fransız Mandası'nın sorumlularının hatâları hakkındaki isâbetli

tesbitlerini dile getirmektedir.


Birinci Dünyâ Harbi bittikten sonra

Revue du Monde Musulman (Müslüman Dünyâsı Dergisi) direktörlüğünü yapan

Massignon, bu harb sırasında Louvain'de alman ordusunun 26 Ağustos 1914'de

çıkardığı bir yangın sonucu müsveddeleri yanmış olan "La passion d'Al-Hosayn

ibn-Mansour al-Hallaj, martyr mystique de l'Islam exécuté à Bagdad le 26 mars

922" (26 Mart 922'de Bağdat'ta İnfâz Edilen İslâm'ın Mistik Şehidi Hüseyin

İbn Mansûr Hallac'ın Azabı) başlıklı âbidevî doktora tezini[4] yeni baştan yazarak

1922 yılında Sorbonne Üniversitesi'nde doktora imtihanını başarmıştır. Bu

tezinde İslâm Mistisizmi'nin özgünlüğünü savunmuş; fakat bunun Hıristiyan

Mistisizmi ile olması mümkün temas noktalarına da

değinmiştir.


1919-1924 arasında Collège de

France'da[5] Le Châtelier'nin

profesör vekili olarak olarak çalıştıktan sonra 1926 yılında, aynı yerde, kürsü

profesörü olarak atandığı İslâm Sosyolojisi Kürsü'nde 1954 yılında emekli

oluncaya kadar ders vermiştir. İslâmî Araştırmalar Dergisi'ni kuran

Massignon 1933 yılında Sorbonne Üniversitesi'ne bağlı École Pratique

des Hautes Études'e (Yüksek Araştırmalar Amelî Okulu'na) bölüm başkanı

atanmış ve aynı yıl Kāhire Arap Akademisi'ne üye

seçilmiştir.


İslâm

dinine, kültürüne ve ahlâkına büyük bir hayranlık duyan Massignon 1934 yılında

mısırlı bir hıristiyan olan Mary Kahîl[6]

ile birlikte Dimyat/Mısır'da Bedeliyye[7]

adını verdiği, duaya ve müslümanlara ferâgat-i nefs ve bir kardeşlik bağı ile

yaklaşmaya dayanan, hıristiyanlara mahsus bir hayır cemiyeti kurmuştur.

Bedeliyye'de hıristiyanlar, özellikle, Cuma Namazı'na denk düşen bir

eş-zamanlıkla İslâm-Hıristiyan kardeşliği için dua

etmekteydiler.


Bu hayır

cemiyetinin kurucusu hâline gelebilmesi için, Massignon'un, "Müslümanlardan

nefret ediyor" diye 1913'de evlenmekten vaz geçmiş olduğu Mary Kahîl'in üzerinde

1934 yılına kadar fevkalâde hayrlı bir tesir icrâ etmiş olduğu âşikârdır. Gene

Mary Kahîl ile birlikte 1940 yılında Kāhire'de, ömrünün sonuna kadar sıkısıkıya

sarılacağı yönlendirici bir fikir olarak "İbrâhimî misâfirperverlik" adına,

Hıristiyanlık ile İslâm arasında bir karşılaşma ve diyalog zemini oluşturmak

üzere Dārü-s Selām Kültür Enstitüsü'nü kurmuştur.


Türkiye'de

Tarsus'da ve Efes'de, kezâ Fransa'nın Brötanya vilâyetinde Côtes d'Armor'daki

Vieux Marché'de halk tarafından "Yedi Uyuyanlar"a izâfe edilen mağaralar

bulunmaktadır. Massignon Kur'ân'da XVIII. sûre olan Kehf Sûresi'nde sözü edilen

"Mağara Arkadaşları"nın (Ashâb-ı Kehf'in) başından geçmiş olanlarla bu

mağaralar arasında kurulan ilişkinin İslâm-Hıristiyan yakınlaşmasına sebeb

olabileceğine inanmış; ve, Efes'in aynı zamanda Meryem Ana, Mecdelli Meryem ve

Havârî Yahyâ dolayısıyla gerek hıristiyanlar gerekse müslümanlar için bir

ziyâretgâh olmasının avantajını kullanarak, Efes'deki ve Brötanya'daki

mağaralara her yıl toplu ziyâretler yapılmasını organize etmiştir. Özellikle de

Brötanya'daki "Yedi Uyuyanlar" mağarasına her yıl Temmuz'da yapılan toplu

ziyârete mutlakā katılmıştır.


II. Vatikan Konsili'nde Musevîlik

ile ilgili bir karar metninin hıristiyanlık-dışı diğer dinlere ve özellikle

İslâm'a da açık olması husûsunda, Konsil üyesi olmamasına rağmen, Papa VI.

Paulus ile Konsil'in üyesi papazları tahrik ve iknâ eden Massignon olmuştur.

"Nostra Aetate Deklârasyonu" denilen bu metin, Katolik Kilisesi'nin

müslümanlar hakkında olumlu beyânda bulunan

ilk resmî belgesidir.


Massignon'un Mısır'da sıkı dostluk

kurduğu şahıslar arasında: 1945-1947 döneminde El Ezher'in rektörü olan Şeyh

Mustafa Abdürrâzîk; ve bu zâtla taban tabana zıd bir tutum içinde bulunan,

müfrit modernizm yanlısı, 1950-1952 arasında Mısır Millî Eğitim Bakanı görevinde

bulunmuş olan Tâhâ Hüseyin (1889-1973); ve kendi sâdık öğrencisi olan, II.

Vatikan Konsili'nin müslümanlara bakışını değiştiren metnin Konsil içindeki

gayretleriyle zeminini pekiştiren Peder Georges Chehata Anawati (1904-1994)

önemli yer tutmaktadırlar.


1947 yılında İran Araştırmaları

Enstitüsü'ne ve Millî Müzeler Komisyonu'na seçilen Massignon 1952

yılında da dâvetli Profesör olarak A.B.D. ve Canada'da dersler vermiş, 1954'de

de yaş haddinden dolayı Collège de France'dan emekliye ayrılmıştır. 75 yaşında

siyâsî faaliyetleri yüzünden bir de tutuklanmış olan Louis Massignon, 79 yaşında

iken 31 Ekim 1962 de Paris'de vefât etmiştir.


Massignon, bütün ömrü boyunca, bir

düşünce ekolü kurmasına ya da görüşlerinin herkes tarafından kabûl edilmesine

engel olan pekçok eksantrik fikir ileri sürmüştür. Ama onun İslâm için duyduğu

köklü ilgi ve muhabbet dolayısıyla açtığı cihâd ilmî eserleri sâyesinde konunun

uzmanları ve bütün ömrü boyunca sürdürdüğü siyâsî faaliyet sâyesinde de fransız

aydınları nezdinde muazzam bir tesir icrâ etmiştir. II. Vatikan Konsili'nde

Kilise'nin İslâm'a bakış açısını değiştirmesi hâriç olmak üzere, Massignon'un

yazıları olsun diğer siyâsî faaliyetleri olsun ona pratikte zaferler kazandırmış

değildir; ama Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında muhabbet ve karşılıklı

saygıya dayanan ortak bir yakınlaşma zemini bulmak için 50 sene süresince

sergilemiş olduğu o muhteşem kararlılığın ve fîsebîlillāh cihâdın Batı'da da

Doğu'da da pekçok aydının din ile olan ilişkilerinin yeniden şekillenmesine yol

açmış olduğu da reddedilmesi mümkün olmayan bir vâkıadır.


Massignon'un İç Âlemi

ve

Bunun Davranışına

Yansıması

25 yaşına kadar dinle hiç ilgisi

olmamış, hattâ uzun süre sefih ve agnostik bir hayat sürmüş olan Massignon'un,

2-3 Mayıs 1908 gecesi, hiç beklemediği bir anda vuku bulan: 1) hayatını bir anda

alt-üst etmiş, 2) kendisinin Fransisken Tarîkatı'nın bir mensûbu olarak dine

dönmesine sebeb olmuş; ama 3) mânevî susuzluktan yanan gönlünü bir türlü tatmîn etmeyen Hıristiyanlığın

yansımalarını, büyük bir cezbe ile, Hz İsâ'nın kader bakımından bir benzeri ve

tecellîsi olarak telâkkıy ettiği Hallâc-ı Mansûr'da, Hz Meryem'in bir başka

tecellîsi olarak telâkkıy ettiği Hz Fâtımatü-z Zehrâ'da[8] ve hıristiyan iken

müslüman olup da Hz Muhammed'in "Benim Ehl-i Beytim'dendir" diye ta'zîz

ettiği Selmân-ı Fârisî'de aramaya sevkeden, kendisine yaşatılmış olan o muazzam

mânevî tecrübe acabâ neydi?


Massignon bütün mânevî tekâmülünü,

yaşadığı bu rahmânî tecrübeye bağlamış ve bunu her fırsatta açıkça

ifâde etmiştir. Dostlarından Paul Claudel'in[9] bu tecrübenin ayrıntılı

hikâyesini yayınlaması için kendisine yaptığı baskılara rağmen Massignon, bu

"lafza sığmaz" tecrübenin mâhiyetinden bahsetmeye aslā yanaşmamış, yalnızca

kendisini bir "Yabancı"nın ziyâret ettiğini beyân etmiştir. Bunu hâtıralarında,

başarısız intihâr teşebbüsünü imâ ederek: "bıçak darbesi beni es geçip de

Sana dokunduğu an" diye dile getirmektedir. Jean Moncelon'a göre[10] Massignon'un o muazzam

mânevî tecrübedeki sırrı, gene kendi ifâdesine göre: "Sonunda her şeyi yakıp

yok eden o semâvî ateşti" (Massignon acabâ "Her şeyi kendine gark ederek

tevhîd eden Nûr" mu demek istemişti?)


Massignon bu rahmânî tecrübeden

sonra:


1.

Sefih

hayatına tövbe ederek mânevîyata yönelmiş;

2.

Evlenmiş;

3.

İbrâhim

Birâder adını seçerek Fransisken Tarîkatı'na girmiş[11];

4.

Hıristiyanlığı red ve terk etmiş

olmasa bile İslâm'ı vahiy dini, Hz Muhammed'i de Allāh'ın elçisi olarak

tanımış;

5.

Hallac-ı Mansûr, Hz Fâtımatü-z

Zehrâ ve Selmân-ı Fârisî'ye insanı hayrete düşüren bir hayranlık beslemiş ve

haklarında pekçok bilgi bulunan bu zevât aracılığıyla haklarında pek az bilgi

bulunan Hz İsâ'yı, Hazret-i Meryem'i ve Havârîleri daha iyi anlamaya

çalışmış;

6.

Yakaladığı ipuçlarıyla

Hıristiyanlık ile İslâm'ın söylemlerinde farklı ama temelde bir olduğuna

inanmış;

7.

Batılı

müsteşriklerin müslüman topluluklarına vermiş oldukları zararları tesbit ve

teslim etmiş; bunları açık açık ifâde ve ilân ederek cihâd etmekden

çekinmemiş;

8.

Hz

İbrâhim'in koruması altında her iki dinin mensûblarının biribirlerini birâderâne

bir muhabbetle anlamaları gerektiğine inanmış;

9.

Daha da

ileri giderek böyle bir diyaloğun tesisi için kendisini kefil ve

bedel olarak idrâk etmiş;

10.

Duaya

ve müslümanlara ferâgat-i nefs ve bir kardeşlik bağı ile yaklaşmaya dayanan bir

hayır cemiyeti olan Bedeliyye'yi kurmuş;

11.

Müslümanlar ile hıristiyanların

biribirlerini muhabbet ve tahammülle anlamaları için dergiler çıkartmış,

kitaplar yazmış, konferanslar vermiş, merkezler ve enstitüler kurmuş, öğrenciler

yetiştirmiş;

12.

İslâm

mistisizminin batılı müsteşriklerin göstermek istedikleri gibi şuradan buradan

toplama senkretist bir mistisizm değil özgün bir mistisizm olduğunu

savunmuş;

13.

Müslümanlarla hıristiyanların

biribirlerini anlamalarının yolunun fıkhî tartışmalarla değil her iki dinin

mistik yanlarındaki ortak noktalar aracılığıyla olabileceğini savunmuş; bunun

için: 1) müslümanları ve hıristiyanları ortak oruç tutmaya, 2) her iki din

mensûblarının yakınlaşmalarını sağlamak üzere kutsal sayılan yerlere ortak

ziyâretler yapmaya teşvik etmiş, ve 3) bu hareketlerde daima başı

çekmiş;

14.

Kilise'nin müslümanlara karşı

nefrete dayanan geleneksel tavrını II. Vatikan Konsili'nde terketmesini sağlayan

zemini hazırlamış; Konsil üyesi olan talebesi Peder Georges Chehata Anawati de

bu zeminin Konsil kararı olarak kayda geçirilmesinde etkili

olmuştur.


1908'den 1962'deki vefâtına kadar

Massignon hayâtının gâyesi olarak addettiği bu tavırlarını: 1) bir cihâd idrâkiyle 2)

cezbeyle, 3) ısrarla ve 4) muhabbetle

sürdürmüştür.


Massignon gençliğinde işlemiş

olduğu günâhların ağırlığını hayatı boyunca keskin bir idrâk ile yaşamış ve

bundan dolayı da mânevî ızdırab ve çile dolu bir ömür sürmüştür. Onun vicdânı,

ancak, bütün günâhkârlara bedel olan bir "adak"

olarak kendisini Allāh'a sunması ve bu adağın gerektirdiği ahlâkî vecîbeleri

gerçekleştirmesiyle nısbî bir huzura kavuşmuştur. Massignon'un her gün yapmakta

olduğu bir duayı kendisine defalarca hatırlatmış olduğunu Vincent-Mansour

Monteil'den[12] öğreniyoruz: "

Allāh'ım! Benim gaddarca öldürülmemi ve hem de bunun bugün vuku bulmasını

lûtfet!"


Massignon, hıristiyan dünyâsında

K. Huysmans (1848-1907) gibi büyüye ve cinlere düşkün bir romancı, papazlıktan

tard edilmiş Boullan gibi bir satanist,

Anne-Catherine Emmerich (1774-1824) gibi ellerinde ve ayaklarında, (Hz

İsâ'nın haca gerilmesi sonucu haca çivilenen el ve ayaklarındakiler gibi fakat

kendiliğinden oluşan) yaralar (stigmat'lar) açılan bir râhibe, kezâ aynı

stigmatlara dûçar olmuş olan Marie des Vallées (1590-1656), Şeyh Mustafa

Abdürrâzîk gibi ortodoks bir müslüman, Tâhâ Hüseyin gibi islâma bakış açısı

iyice çarpık müfrit bir modernist gibi daha çok marjinal şahıslara büyük merak

duymuştur. Boullan'ın Huysmans üzerindeki kötü etkisinin eninde sonunda

Huysmans'ı dine döndürmüş olduğu gibi arkadaşı Luis de Cuadra'nın kendisi

üzerindeki kötü etkisinin de kendisinin dine yönelmesine vesile teşkil etmesi

arasında paralellik kurmuştur. Râhibe Anne-Catherine Emmerich ile Râhibe Mary

des Vallée'de de onu cezbeden, bu kadıların da günâhkârlara bedel

ve adak olarak kendilerini Allāh'a adamış olmalarıdır.


2-3 Mayıs 1908 gecesi vâkı' olan

mânevî hâlin, Massignon'da, ömrü boyu sürecek olan bir cezbe hâli tesis etmiş,

ve kendisinin de bu cezbeyi tek başına hazmetmekten âciz kalmış olduğu

görülmektedir. Massignon bu târihten sonra hep arayış içinde olmuş fakat Kader

onun bu cezbesini kendisine hazmettirip de onu temkin ve sükûna sevkedecek bir

Kâmil Mürşid'i karşısına çıkarmamıştır. İlim adamı olarak verdiği eserlerindeki

isâbetlilik ve ağırbaşlılık ile şahsî ve kamuya açık davranışlarındaki coşkunluk

ve "uçlar"da dolaşması arasındaki tezad: 1) duyduğu suçluluğun telâfisi için

kendisini günâhkârlara kefil ve bedel olarak idrâk

etmesi ile 2) cezbesinin biribirlerini kovalamasının eseri olarak

yorumlanabilir.


Yukarıda da işâret edilmiş olduğu

vechile Massignon Hallâc'da Hz İsâ'nın ve Hz Fâtımatü-z Zehrâ'da da Hz Meryem'in

alter-ego'larını[13] müşâhede ettiği için,

farklı bir dinin insanları olmalarına rağmen, onlara âşık olmuştur. Pekiyi ama

Massignon, Hallâc-Fâtıma-Selmân üçlüsünde, Selmân-ı Fârısî'yi acabâ kimin

alter-ego'su olarak teşhis etmişti de ona bu kadar engin bir muhabbet

beslemekteydi?


Massignon bu konuda sessiz

kalmakta ise de Selmân'ın hıristiyan iken ihtidâ etmiş, Hz Muhammed'in

vefâtından sonra Hz Ali'ye beyât etmiş sâdık bir dost olması

olgularıyla Massignon'un, hıristiyan olmasına ve açıkça müslüman olduğunu hiçbir

yazısında belirtmemiş olmasına rağmen İslâm'ı vahiy dini Hz Muhammed'i de

peygamber olarak kabûl etmesi karşısında pekālâ ihtidâ etmiş sayılacağı; ayrıca

buna rağmen hıristiyan vasfını da aslâ reddetmeyip ona da sâdık

kalması olguları arasındaki paralellikten hareketle kendisini Selmân ile

özleştirmekte olduğunu, yâni Selmân'ı, kendisinin alter-ego'su olarak

teşhis etmekte olduğunu söyleyebiliriz.


Massignon'un Hıristiyanlık ile

İslâm'ı mukāyese ederken çok isâbetli bir değerlendirmesine de işâret etmeden

geçmek istemiyoruz: "Eğer Hıristiyanlık, temelde, Kitâb-ı Mukaddes'i kabûl

etmeden önce Mesih'in kabûlü ve örnek

alınıp taklîd edilmesi ise, buna karşılık İslâm, Peygamber'in örnek alınıp

taklîd edilmesinden önce Kur'ân'ın kabûlüdür".


Massignon'un İstanbul'a geldiğinde

mutlakā ziyâret ettiği şahıslardan biri

Üsküdar Mevlevîhânesi'nin son postnişîni olan Ahmed Remzi Akyürek

Dede (1872-1944) idi. Dede'nin irfânına âşık olan Mas­signon, Dede'ye

müslümanlığını ilân etmek istediğini ifâde ettiğinde Dede'nin, kendisine: "Bâtınen, sen zâten müslümansın. Zâhiren, bu

papaz cüppesini taşırsan İslâm'a daha çok hizmet edersin" demiş olduğu

rivâyet edilirdi. Neyzen Niyâzi Sayın da Memduh Cumhur da, Massignon'un

"müslüman olduğunu" lisânen beyân etmiş olduğunu Abdülbâkıy Gölpınarlı'nın

şahâdetine dayanarak rivâyet etmektedirler.


Eserleri ve

Uslûbu

Massignon'un eserlerinin

bibliyografyası Youakîm Moubârac tarafından yapılmıştır[14]. Bu bibliyografya 200

kitap ve makāle ile yaklaşık 100 kadar lâyiha, 100 kadar tebliğ ve ders notu,

150 kadar konferans metni ve Kāhire Arap Akademisi'nde arapça olarak

verilmiş 50 kadar da nutukdan oluşmaktadır. En meşhur kitapları

şunlardır:

  1. La Passion de Hallâj, Martyr

    Mystique de l'Islam

    (İslâm'ın Sûfî Şehidi Hallac'ın

    Izdırâbı), yeni basım, 4 cild, Gallimard, Paris 1990.

  2. Essai sur les Origines du Lexique

    Technique de la Mystique Musulmane

    (İslâm Tasavvufunun Teknik

    Sözlüğünün Kökenleri Hakkında Deneme), yeni basım, CERF, Paris

    1999.

  3. Les Trois Prières

    d'Abraham

    (Hz İbrâhim'in Üç Duası),

    yeni basım, CERF, Paris

    1997.

  4. Akhbar

    al-Halladj

    (Hallac'dan Haberler), 4. baskı, Vrin, Paris 1975.

  5. Hoceїn Mansûr Hallâj:

    Diwan

    (Hüseyin Mansûr Hallac: Dîvan),

    Cahier du Sud, Paris 1955; yeni

    basım, Seuil, Paris 1992.

  6. Parole Donnée, précédée

    d'Entretiens avec Vincent-Mansour Monteil

    (Vincent-Mansour Monteil ile Sohbetler'in

    Takaddüm Ettiği, Verilmiş Söz), yeni basım, Seuil, Paris

    1983.

  7. Opera Minora

    (Küçük Eserler),

    3

    cild, 2193 sayfa, Dar Al-Maaref, Beyrut 1963.


Massignon'un ilmî yazılarındaki

uslûbu oldukça ağırdır. Kurduğu cümleler genellikle satırlar boyu sürer.

Cümlelerinin ortalama uzunluğu 7-8 satır olup 16-20 satırdan oluşan cümleleri de

az değildir. Sözlüklerde bulunması mümkün olmayan kelimeler kullanır. Çoğu kere,

okuyucu tarafından bilindiğini varsayarak, bunların tanımlarını da vermez. Bu

uslûb, Masignon'un: hâtıraları, nutukları ve mektupları söz konusu olduğunda

(cezbesinin de katkısıyla) barok, romantik, istiâre (metafor) yönü ağır

basan ve özellikle de muğlâk bir havaya bürünür; o kadar ki çok iyi fransızca

bilenler dahi bâzı pasajları, ancak, tekrar tekrar okuyup gramer yönünden

tahlîlini yaptıktan sonra ne demek istediğini karîneyle istidlâl

edebilirler. Bu uslûba sıradan bir örnek vermek üzere Massignon'un 8

Temmuz 1958'de Henry Corbin'e yazmış olduğu bir mektuptan iki paragrafı buraya

aktarıyoruz:


"Şu fânî dünyâdaki mânevî

karşılaşmamızdan, azîz dostum, yalnızca iki husûsu hatırlamanızı arzu ederdim:

[bunlardan ilki] akbabanın, Prometeus'un karaciğerindeki gagası[15] gibi tahammül etmek

zorunda kaldığımız Kutsalların Kutsalı'nın Sübhâniyeti karşısında bizi

kurtaracak olan tek şeyin ibâdetimizin fiilini takdîr etmekden vaz geçerek,

kendimizden istihsâl etmemiz gereken olağanüstü

bir zayıflıkla secdeye vararak izhâr edeceğimiz fart-ı

tevâzu olduğudur.


Ve kezâ, O'na kulluk etmesini

bilmeyenlerin sefilliği karşısında, bunların sürûr içinde olmaları için gerçek

Yaratıcı Muhayyele

[16], sharh al-sadr[17] anlamında kalbimizi söküp atmamız

gerektiğidir; çünkü Tanrı

[18] onları sebep kılarak bizleri,

O'nunla ve O'nun gibi, onlar için ölmemiz için yaratmıştır; çünkü ete-kemiğe

bürünme işte budur ve bu olmasaydı

Cenâb-ı Hakk'ın Tecellîsi onlara lûtfedilmiş olmayacaktı; kezâ

gurbetin[19] ekmeğinin acı lezzeti de, mızrak

darbesinin[20] Şarab'ının[21] dehşet veren lezzeti de; o Şarap

ki Cehennem'in dibinden, yokluğun dibinden ama onun maddeye bürünmesinden yâni

ortadan kaybolmasından, yalnızca cehâlet kavramından yâni

"nakira"dan[22] değil ama bütün idrâkin yok

olmasından, yâni cehâletin "ma'ri-fa"sından çekilip

çıkarılmıştır"[23].


Massignon ilmî yazılarında çok

dikkatli bir kararlılık sergilemiş ise de dostlarıyla vakı' tartışmalarında

onları şaşırtacak biçimde zıt uçlar arasında salınıp

durabilmiştir.


Massignon'un 1929 yılında

Sühreverdî-i Maktûl'ün (1155-1191) İşrâkî Hikmeti üzerine

dikkatini çekip de daha sonra İran Tasavvuf anlayışı üzerinde pekçok eser

vermesine sebeb olduğu, "şâkirtten de öte" bir dost olarak olarak kabûl

ettiği, École Pratique des Hautes

Études'deki halefi ve hattâ (aşağıda değineceğimiz gibi) mânevî

vasiyetnâmesinin icrâsına memur etmiş olduğu Henry Corbin (1903-1978) bu konuda

şunları söylemektedir:


"Öyle günler oldu ki

Massignon'un şahsında bir şiîden daha müfrit bir şiî yanlısı buldum, ve bundan

dolayı da kendisine çok şey borçluyum (...). Ama başka günlerde, temel

metinlerinin kendisine zâten yabancı olduğu Şiîliği ve şiîleri insafsızca takbîh

ettiğine de şâhid oldum. İmâmet şartının olmazsa olmaz şartının kan bağı olmadığını, İmâm'ların aralarındaki

dünyevî aile bağının onların Cenâb-ı Hakk'ın Zâtı'nda gizli olan ezelî

bağlarının sûretinden başka bir şey olmadığını savunduğumda da o "benim" bu müfrit Şiîliğime hayret

ederdi".


Benzer şekilde, Massignon'un geç dönem

tasavvufa karşı ilgisizliği ve özellikle de Muhyiddin İbn Arabî hakkında hiçbir

incelemeye dayanmayan peşin hükümleri de Henry Corbin için bir başka hayret kaynağı olmuş

[24]; ve, ona bu ve başka

vesiyleler dolayısıyla: "Massignon'un ilmî eserlerinde insanı hayretlere gark

eden beyânlar, tasvîb edilmesi mümkün olmayan tezler ve hattâ tarafgirlikleri

insanı neredeyse infiale sürükleyen hükümler vardır" dedirtmiştir

[25]. Henry Corbin,

tevâtüren dahi olsa, Massignon'un bir konunun kaynakları üzerinde "tıpkı bir

helikopter gibi" şöyle bir uçtuktan sonra elyazmalarının birinin üzerine

"inerek" bunu kısa bir sürede inceleyip "başka yerlere gitmek üzere

yeniden uçmaya başlaması"ndaki hercâiliği de tenkid

etmiştir.


Massignon'un Siyâsî

Faaliyeti

Massignon'un Fransa'nın araplara karşı

politikasında çoğu kez gizli kalmış olan önemli bir rol oynamıştır. Yukarıda

onun 1917-1919 döneminde Sykes-Picot misyonundaki rolünden bahsetmiştik.

Massignon bundan sonra bakanlıklar arası pekçok komisyonun fikir ve tesbitlerine

sık sık müracaat ettiği bir uzman, ve 1945 yılından îtibâren de Fransa'nın

müslüman ülkeler nezdinde fahrî bir kültür elçisi olmuştur. Collège de

France'dan emekli olduktan sonra Fransa-Fas ve Fransa-İslâm Uyuşum komitelerinde

olsun; Filistin'de Mısır'da, Madagaskar'da, Cezâyir'de ve Fas'da olsun Massignon

daima "ezilmişler"in tarafını tutmuş ve fransız kolonilerinin hürriyetlerine ve

millî hükümranlık haklarına kavuşmaları için olağanüstü gayret sarfetmiş, cihâd

etmiştir. Hasımlarını etkilemek için kullandığı haftalık oruçlar, kutsal yer

ziyâretleri, Gandhi'den esinlenerek başlattığı şiddet karşıtı hareketler onları

şaşırttığı gibi kendisini destekleyenleri de şaşırtmıştır.


Özellikle Filistin konusunda bu ülkenin

bölünmesine, ve "Alman temerküz kampları kaçkınlarını araplar için ölüm

makinesi hâline sokan" siyonizme cesâretle ve ısrarla karşı

çıkmıştır.


Massignon'un

Dostları

Massignon uzun bir ömür boyunca pekçok

kalburüstü aydınla dost olmuş ve bunlarla dostluğunu sâdık ve hatırşinas bir

biçimde sürdürmüştür. Yukarıda değindiklerimizden başka onun dostları arasında

ömrünü Kuzey Afrika Tuaregleri arasında geçirmiş olan râhip Charles de Foucauld;

1931'de Paris'de karşılaşmış olduğu Mahatma Gandhi; K. Huysmans, Paul Claudel,

François Mauriac, Jean Cocteau gibi yazarlar; Muhammed İkbâl, Râşid Rızâ,

Jacques Maritain, Gabriel Marcel, Henry Corbin, talebesi iranlı Ali Şerîatî gibi

filozoflar; Martin Buber, Kardinal J. Daniélou gibi ilâhiyatçılar; Théodore

Monod, Vincent-Mansour Monteil, Maxime Rodinson, Serge de Beaureceuil gibi bilim

adamları; Giorgio La Pira ve Edmond Michelet gibi siyâsîler

vardır.


Türkiye'den de pekçok dost edinmiş olan

Massignon'un dostları arasında Üsküdar Mevlevîhânesi'nin son postnişîni Ahmed

Remzi Akyürek Dede'yi, Yahyâ Kemal Beyatlı'yı[26] (1884-1958),

Abdülbâkıy Gölpınarlı'yı (1900-1982), Fransa'da kendisine Dr Adnan Adıvar'dan

sonra Türkçe dersleri vermiş olan Nurettin Topçu'yu (1909-1975) ve de Münevver

Ayaşlı'yı[27] (1906-1999)

zikredebiliriz.


Massignon'un

Vasiyeti

Söz konusu vasîyet Massignon'un Henry

Corbin'e yazmış olduğu 17 Eylûl 1959 târihli bir mektubun muhtevâsıdır. Bu

mektupta Massignon "şâkirtten de öte" dostuna vefâtından sonra ifâ

etmesini arzu ettiği bir misyon yüklemektedir. Bu mektubun ifâdesi hiçbir

şüpheye yer olmayacak kadar açıktır: "Aslında, kaderin hükmü gereği[28], benim düşünceme en

yakın olan, istidâdı da benimkine en yakın olan sizsiniz; ve ben bu âlemi

terkettiğimde, Allāh'ın Hallâc-ı Mansûr, Fâtımatü-z Zehrâ ve onların

aracılığıyla Selmân ve Muhammed için bana ilhâm etmiş olduğu kutsal dostluğu

savunmak üzere ilk önce size güveniyorum"[29].


Massignon bu mektubunda Hallâc'ın

Azabı hakkındaki eserinin 2. baskısını hazırlamak üzere vermiş olduğu sözün

gerçekleşmesi için Henry Corbin'in kendisini dualarıyla desteklemesini de taleb

etmişti. Ne yazık ki bu konuda Henry Corbin'in duaları değil Massignon'un

sağlığı yetersiz kalacaktı. Massignon'un bu âbidevî eserinin 2. baskısı

vefâtından 13 yıl sonra 1975'de Louis Gardet[30] (1904-1986) ve Henri

Laoust'nun[31] (1905-1983) himmetleriyle 4 cild hâlinde

yayınlanabilecekti. Henry Corbin ise üstâdının Hallâc hakkındaki gayretlerine

katkıda bulunmak için, "içinde Hallâc'ın eserlerinin, yorumlarıyla birlikte,

anahtarı bulunan", Rûzbehân-ı Baklî'nin (öl. 1209) Şerh-i

Şathiyyât isimli eserinin edisyonunu gerçekleştirecekti (Tahran, 1966 ve

1981).


Massignon gene aynı mektupta Henry Corbin'den, müsteşriklerin 14

yüzyıldır ihmâl ettikleri bir şahsiyet olarak Fâtımatü-z Zehrâ hakkında bir

korpus yâni kendisi hakkında yazılmış olanları ve rivâyetleri bir araya

toplayan bir eser hazırlanmasını taleb etmekte ve bunu şu sözlerle dile

getirmekteydi: "Bunu beş yıldır düşünmekteyim; ve daha önce giriştiğiniz

bütün projelerinize rağmen eğer bu Korpus meselesini ele alabilirseniz bunu hayr

dualarımla karşılayacağım. Çünkü bunun Şiîlik ile Sünnîlik, İslâm ile

Hıristiyanlık arasında kudretli bir birleşme aracı olması mümkündür".

Ne yazık ki Massignon'un bu arzusu gerçekleşememiştir.


Ortak noktaları İslâm'a duydukları

büyük hayranlık olan bu iki büyük dostun inanç âlemlerindeki antisimetrik

konumları da ilgi çekicidir. Massignon'un zâhiren katolik olmasına karşılık,

Henry Corbin zâhiren protestandır. Massignon sünnî İslâm ile Corbin ise şiî

İslâm ile meşgūl olmuşlardır. Massignon Vahdet-i Şuhûd, Corbin ise Vahdet-i

Vücûd taraftarıdır. Massignon çile içinde, nefsini hor-hakîr-zelîl-günâhkâr

gören bir tevâzu ile fakat mücâdele ve celâliyet dolu bir cehennem hayatı

geçirmiştir. Henry Corbin ise dengeli,

sâkin ve huzurlu bir hayat sürmüştür. Bunun için Massignon'a Nâr Adamı[32], Henry Corbin'e ise

Nûr Adamı[33] denmiştir[34].


Sonuç

Massignon A) eserleri, ve B)

müslümanlara ve bütün mazlumlara daima destek olan cihâdı ile yalnızca

XX. yüzyıl Fransa'sını değil, İslâm ülkelerini de derinden etkilemiş müstesnâ

bir zâttır. İşlediği günâhların bilincinde,

ferâgat-ı nefs ve tövbe sâhibi bir hıristiyan râhip olmasına rağmen,

Massignon'un: 1) Hallâc-ı Mansûr'a, Fâtımatü-z Zehrâ'ya, Selmân-ı Fârisî'ye ve

Hz Muhammed'e duyduğu, pekçok müslümanda bulunmayan o inanılmaz saygısı ve

muhabbeti, 2) müslümanlar ile hıristiyanlar arasında karşılıklı anlayış, saygı

ve muhabbete dayalı bir diyalog ve dostluğun tesisi için mücâhidâne

teşebbüsleri, ve 3) Katolik Kilisesi'nin II. Vatikan Konsili'nde müslümanlara

bakış açısını değiştirmesinin zeminini hazırlamaktaki etkin rolü, (bütün şahsî kusurlarına, çelişkilerine ve

zâhirî görünüşüne rağmen) idrâk, temyiz ve adâlet sâhiplerinin bir

Fâtiha'yı onun rûhundan esirgememeleri için yeter de artar bile!







[1]Gaston Maspéro

(1846-1916) fransız eski Mısır arkeolojisi bilgini olup Gize'deki büyük Sfenks'i

ortaya çıkaran zâttır.

[2]Bk.

Daniel Massignon, Le Voyage en Mésopotamie et la Conversion de Louis Massignon en 1908, Editions du Cerf,

Paris 2001.

[3]Fransisken

Tarîkatı: Assisi'li Azîz Francesco (1182-1226) [İtal.: San Francesco di

Assisi, Fran.: Saint François d'Assise, İng.: Saint Francis of Assisi]

tarafından kurulmuş bir hıristiyan tarîkatıdır. Bu tarîkat mensûbları şahsen

hiçbir dünyâ malına sâhip olmamak için fakirlik yemini eder, gerekirse dilenir

ve kendilerini insanlara merhamet ve muhabbetle yaklaşmaya ve vaaz etmeye tahsîs

ederler. Tarîkat XIX. yüzyılda Papa XIII. Leone'nin yapmış olduğu düzenlemeye

göre üç zümreden (İtal.: Ordine, Fran.: Ordre) oluşmaktadır: 1)

Fraticelli (yâni Küçük ya da Fakir Birâderler), 2) Clarisse (ya da

Fakir Hemşireler) , ve 3) Sivil Papazlar (bunlar manastırlarda yatıp

kalkmayan ve bekârlık yeminiyle bağlı olmayan kimselerden

oluşur).

[4]Bu tezin 4 cild

tutan son baskısı Paris'de Gallimard kitabevi tarafından 1975'de yayınlanmış

olup bugünlerde yaklaşık 115 € fiyatla satılmaktadır.

[5]Collège de

France, Fransa kıralı I. François tarafından 1530 yılında Paris'de kurulmuş

olan, üniversiteden bağımsız yüksek düzeyde bir öğretim kurumudur. Collège de

France'da hâlen 47 kürsüde konularında en ileri düzeyde bulunan bilim adamı ders

vermektedir. Bu yüksek eğitim kurumunda ne kayıt işlemi, ne ders harcı, ne izin,

ne imtihan, ne diploma ve ne de

sertifika vardır. Canı isteyen gelir, istediği dersi dinler. Kurum idâresi

yalnızca derslerin en üst düzeyde olmasıyla ilgilidir; dersleri dinleyenlerle ya

da dinleyicilerin kalitesiyle değil!

[6]Massignon

kendisi gibi bir arkeolog olan, Doğu Melkî (Grek-Katolik) Kilisesi'ne

mensûb Mary Kahîl (1889-1979) ile 1913'de Kāhire'de tanışmıştır. Mary Kahîl'e

âşık olan Massignon, Mary'nin İslâmiyet'e karşı duyduğu nefret dolayısıyla,

onunla evlenmekten çekinmiştir. Bununla beraber dostlukları Massignon'un ömrünün

sonuna kadar muhabbetli bir kardeşlik şeklinde devâm etmiştir. Massignon, 5

Mayıs 1949'da Papa XII. Pius ile vâki görüşmesinde kendisinin, dili Lâtince olan

Roma tarzı ibâdetten dili Arapça olan Doğu Melkî tarzı ibâdete geçmesi için özel

izin taleb etmiş ve Papa da bu izni vermiştir. Fransisken Tarîkatı'nın sivil

papazlar zümresine İbrâhim Birâder adı altında girmiş olan (Bk. 3 no.lu

dipnot) Massignon, bundan sonra, evli bir kimsenin Doğu Kilisesi'nde papaz olup

olamıyacağını Vatikan'ın Doğu Kilisesi Kongregasyonu'na sormuş; ve Kardinal E.

Tisserand'dan "Papa'nın, gizli olmak (yâni açıkça Kilise'de değil fakat umûma

kapalı özel yerlerde âyin idâre etmek) şartı altında yaşlı aile reislerinin

papaz olmalarını kabul edebileceği" şeklinde bir cevap almıştır. Ocak 1950'de

Melkî Kilisesi Patriği IV. Maksimos, Massignon'un bu şartlar altında papaz

olmasına müsaade etmiş ve bunu tescil eden merâsim de 28 Ocak 1950'de sabahın

erken saatinde Kāhire'de Sulh'un Azîze Meryemi Kilisesi'nde (L'Église

Sainte Marie de la

Paix) Patrik Yardımcısı Monsenyör Medawar tarafından icrâ

edilmiştir.

[7]"Bedeliyye" ve

"abdâl" kelimeleri bedel kelimesinden türemiştir. Abdâl (çoğulu: abdalān):

"hâlini, nefsinin bedeli mukābili kazanmış, mâsivâ kaygusundan mücerred, Allāh'ın Rahmeti'ne gark olmuş kimse"

demektir. Mensûblarını müslümanlara çektirilen zulüm ve çilelerin bedeli olarak idrâk sâhibi kılmaya

yönelik Bedeliyye cemiyeti Massignon'un bedel kavramına ve

başkalarının günâhlarını yüklenmeye karşı kendisinde beliren cezbeye iyi bir

örnektir.

[8]Massignon Hz

Fâtıma'nın İslâm âleminde doğru dürüst tanınmadığı, onun Hz Peygamber'in kızı

olarak sergilemiş olduğu hârikulâde vasıfların müsteşriklerce de müslümanlarca

da yeterince araştırılmadığı ve bu müstesnâ hanımın bugünün kadınlarına ne

emsâlsiz bir örnek olacağının potansiyelinin incelenmemiş, ortaya konulmamış

olduğundan her zaman yakınmıştır. Massignon, aşağıda da gösterileceği gibi,

vefâtından sonra bu konunun işlenmesini en yakın dostu ve talebesi olan Henry

Corbin'e vâsiyet etmiştir.

[9]Paul Claudel (1868-1955) fransız diplomatı ve şiirini

mistik bir ilhâmla beslemiş, Fransız

Akademisi üyesi bir yazar. Başlıca eserleri: Beş Büyük Kasîde, Hz Meryem'e

Gönderilen Haber, Rehin, Saten Ayakkabı...

[11]Massignon

1906-1907 yıllarında Luis de Cuadra ve arkadaşlarıyla geçirmiş olduğu sefih

dönemden sonra "tövbe etmiş bir günâhkâr" olarak kendisinin bir yandan mensûb

olduğu "Fransisken Târikatı'nın ferisîleri" dediği müsâmahasız yobazlar, diğer

taraftan da Allāh'ın huzûrunda kendisini onların fidyesi (bedeli)

olarak kabûl ettiği eski sefâhat arkadaşları arasında iki ateş arasında kalmış

olduğunu itirâf etmiştir.

[12]Vincent-Mansour

Monteil: din ve Doğu şiirleri hakkında tetkikleriyle tanınmış, İslâm dinini

tetkik ettikten sonra müslüman olmuş bir fransız oryantalist bilim

adamıdır.

[13]Alter-ego: bir

kimsenin benzeri, kimliğinin kopyası.

[14]Bk.

Youakîm Moubârac: "Bibliographie de Louis Massignon réunie et classée",

Mélanges Louis Massignon Tome I, s. 1-56, IFEAD (Institut Français

d'Études Arabes de Damas: Şam'daki Arap Araştırmaları Fransız Enstitüsü)

Yayınları, Damas (:Şam) 1956.

[15]Grek

mitolojisinde Titan'lardan biri olarak bilinen Prometeus ateş ilâhı (ya da cini)

olarak geçmektedir. Kendisi ilk insana balçıktan şekil verdikten sonra onu

canlandırmak üzere göğün ateşini çaldığı için, Zeus tarafından Kafkas dağlarında

zincire vurulmak ve başına da karaciğerini yiyen bir akbaba musallat edilmekle

cezâlandırılmış; ve cezâsını bir hayli çektikten sonra Herakles (yâni Herkül)

tarafından kurtarılmış olduğu ileri sürülmektedir.

[16]Massignon, Henry

Corbin'in Imagination Créatrice (Yaratıcı Muhayyele) isimli

eserini îmâ etmektedir.

[17]Metinde aynen!

Massignon, burada da, "Elem neşrahleke sadrek" (Senin göğsünü yarmadık mı?")

âyetini îmâ etmektedir (LCIV/1).

[18]Burada Tanrı

kelimesinin zâhirî görünümü altında Teslis'in ikinci şahsı Hz İsâ îmâ

edilmektedir.

[19]Gurbet,

Fransızca exil kelimesinin karşılığıdır; ancak bu kelime, mistik

bağlamda, "şu fânî dünyâ" anlamında da kullanılır. Burada aslî vatanından bu

dünyâya nüzûl etmiş olan Hz İsâ'nın bedenine îmâ edilmektedir. Katolik

Kilisesi'ne göre "Messe" âyini esnâsında yenen ekmek Hz İsâ'nın bedenini,

içilen şarap da kanını remzetmektedir.

[20]Çarmıhda iken,

rûhunu teslim edip etmediğini anlamak için, romalı bir askerin bir mızrak

darbesiyle Hz İsâ'nın böğrünün sağında açılmış olan yaraya îmâ

edilmektedir.

[21]Hz İsâ'nın kanı

îmâ edilmektedir.

[22]Mektuptaki

"nakira" ve "ma'rifa" kelimeleri Arapça

sarf ve nahiv'de bir kelimenin harf-i târifsiz ve harf-i târifli

hâllerine işâret eden gramer terimleridir.

[23]"De notre

rencontre spirituelle ici-bas, cher ami, je voudrais que vous ne vous souveniez

que de deux points: que devant la Transcendance du Saint des

Saints, qu'il nous faut subir comme le bec de vautour dans le foie de

Prométhée il n'ya que l'excès de

l'humilité qui nous sauve, en se prosternant dans une défaillance inouïe que

nous avons à obtenir de nous-mêmes, en cessant d'estimer notre acte

d'adoration suprême.

Et

que, devant la misère des autres, qui ne l'adorent pas, nous ayons ce grand

arrachement du cœur qui est la vraie Imagination Créatrice, ce sharh

al-sadr où nous désirons souffrir pour qu'ils soient dans la joie; parce que

c'est à cause d'eux que Dieu nous a créés, pour qu'avec Lui et comme Lui, nous

mourions pour eux, parce que c'est cela l'Incarnation sans laquelle

la

Théophanie ne leur serait pas accordée, ce goût amer du pain de

l'exil, cette saveur terrible du Vin du coup du lance, Vin tiré du fond de

l'enfer, du fond du néant, mais de sa matérialisation, donc de son

anéantissement; non seulement dı concept

de l'ignorance, nakira, mais l'anéantissement de toute compréhension,

ma'rifa de l'ignorance".

[24]Massignon Vahdet-i Vücûd'a değil Vahdet-i Şuhûd'a mûnis

baktığı için Muhyiddin İbn Arabî, Abdülkerîm Cîlî ve Mahmud Şebüsterî gibi

zâtlara hiç ilgi duymamıştır.

[26]Yahyâ Kemal, tam

bir melâmî olarak kabûl ettiğini bildirdiği Hallac'ın kabrini ziyâret etmek için

Irak'a gitmek arzusunda olduğunu Massignon'a ifâde etmiş. Massignon melâmî kabri

için Irak'a gideceğine önce İstanbul'daki melâmîlerin kabirlerini ziyâret

etmesini tavsiye ederek Yahyâ Kemal'e İstanbul'da ne kadar melâmî büyüğü kabri

ya da makāmı varsa tek tek ziyâret ettirmiş. Rivâyet olunur ki Yahyâ Kemal de,

daha sonra, bu hususta Abdülbâkıy Gölpınarlı'ya rehber olmuş.

[27]Münevver Ayaşlı

Collège de France'da Massignon'un derslerine devam edermiş. Bir gün derste

Massignon Ye'cüc-Me'cüc kavminin Türkler olduğunu söyleyince Münevver Hanım

infialini ihsâs etmiş. Bunun üzerine Massignon, beyânına: "Buna hiç infial

göstermeyiniz. Türkler İslâm'ı kabûl etmeden önce Ye'cüc-Me'cüc kavmi idiler.

Eğer bir gün İslâm'ı unuturlarsa gene Ye'cüc-Mecüc kavmi olacaklardır" diye bir

açıklama getirmiş.

[28]Mektubun bu

ibâresi Lâtince yazılmış: sub specie aeternitatis.

[30]Louis Gardet:

Louis Massignon ve Jacques Maritain'in öğrencisi olup İslâm ve çeşitli dinlerin

mistik hayatları hakkında pekçok eser vermiş bir hıristiyan

filozoftur.

[31]Henri Laouste:

Collège de France'ın eski kürsü başkanlarından ve Kitâbeler ve Edebiyat

Akademisi (Académie des Inscriptions et Belles-Lettres) eski

üyelerinden.

[32]Fransızcası:

Homme de Feu.

[33]Fransızcası:

Homme de Lumière.

[34]Bu yakıştırmalar

Jean Moncelon'un Massignon ve Corbin hakkında yazdığı bir makaleden alınmıştır.

Bk. http://jm.saliege.com/cordavy.htm

Tasarım & Geliştirme | magicleaves