Buradasınız

İNCÎLLERİN TÂRİHİNE GİRİŞ

İNCÎLLERİN TÂRİHİNE GİRİŞ




Prof. Dr. Ahmed Yüksel ÖZEMRE




İncîl Nedir?

Grekçe etimolojisiyle eu-aggelion (lâtincesi ve almancası: evangelium, arapçası: incîl, kıptîcesi: wangel, fransızcası: évangile, ingilizcesi: gospel1) "hayrlı haber" demektir. Önceleri, Hz İsâ'ya vâki' olan ilâhî vahye ve bu vahyin ihtivâ ettiği müjdelere İncîl denilmekte iken Erken Hıristiyanlık döneminde Hz İsâ'nın hayatını ve öğretisini anlatmak iddiasıyla kaleme alınmış olan pek çok kitaba da İncîl denilmeğe başlanmıştır.

Hz İsâ'nın târih sahnesinden çekilmesinden sonra havârîleri2 onun şifâhî öğretisini gene şifâhen yaymağa başlamışlardır. Hz İsâ hakkındaki bu şifâhî tebliğler yanında mektup şeklinde ilk yazılı tebliği kullanan ise, Hz İsâ hayatta iken onu hiç görmemiş olmasına ve öğretisi hakkında da bilgi sâhibi olmamasına rağmen kendisini onun havârîsi addeden ve kendine has Hıristiyanlık telâkkisiyle Hz İsâ'nın öğretisini tahrîf ederek bugünkü Hıristiyanlığı kuran Tarsuslu Saul (Pavlus)3 olmuştur. Pavlus'un çeşitli Hıristiyan topluluklarına ya da ileri gelenlerine gönderdiği 14 mektûb, Trento4 Konsili'nde 8 Nisan 1546 târihinde alınan bir kararla nihaî şekli resmen tesbit edilmiş olan 27 bölümlük "Yeni Ahid"in (Yeni Antlaşma'nın, Ahd-i Cedîd'in) 14 bölümünü teşkil etmektedir5.


Bir yandan Hz İsâ'yı görmüş ve onun öğretisine muhâtab olmuş kimselerin sırayla vefât etmeleri, diğer yandan da bu şifâhî öğretinin yayılırken tahrîfâta uğraması tehlikesi Hıristiyanları akıllarında kalanları yazıya dökmenin daha isâbetli olacağı düşüncesine sevk etmiştir. Böylece, amacı Hıristiyanlara "Hayrlı Haber"i yazılı olarak ulaştırmak olan ve Hz İsâ'nın hayatı ve irşâd faaliyetini konu edinen ilk incîller Pavlus'un mektuplarından sonra
6 ortaya çıkmış; ve bu faaliyet 100 yıl kadar bir zaman aralığında İncîl adı altında, kesin sayıları bilinmeyen, pek çok kitabın piyasaya sürülmesine sebep olan bir moda hâlini almıştır.

Bu incîllerin bir kısmı Hz İsâ'nın hayatını ve öğretisini, hitâb ettikleri yörelerdeki insanların hâlet-i rûhiyelerini de dikkate alarak, takdîm etmeğe çalışırken diğer bir kısmı da yazarlarının mensûb oldukları gnostik mahfellerin îmanını ve felsefesini Hz İsâ'nın ismini paravana gibi kullanarak yaymaya çalışmaktaydılar. Neticede bu incîl enflâsyonu hıristiyan âleminde genel bir huzursuzluğa sebep olmuştur. Yerel Hıristiyan topluluklarını yönetenler mü'minlerinin doktrin açısından sapıklığa düşmemeleri için yalnızca bazı incîlleri tavsiye, bazılarını da yasaklamak yoluna gitmişlerdir. İsmi sonradan Matta'ya Göre İncîl diye anılacak olan incîlin Sûriye ve Antakya'da yoğunlaşmış olan yahudi kökenli Hıristiyanlar için, Markos'a Göre İncîl diye anılacak olanın da putperest iken Hıristiyanlığa geçmiş olan Romalılar için yazılmış olduğu sanılmaktadır.


Kanonik İncîller ve Diğer Yazılar
M.S. II. yüzyılın ortalarına doğru Markos'a, Matta'ya, Luka'ya ve Yuhanna'ya izâfe edilen dört incîlin ortalıkta dolanmakta olan diğerlerine oranla daha fazla i'tibâr görmekte oldukları târihî bir olgu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu arada Tatianos'un (M.S.120-173) bu dört incîli birleştirerek te'lif etmiş olduğu Diatessaron (Dördünden) başlıklı incîlin Süryânîce versiyonu ise yüzyıllar boyunca Süryânî Kilisesi'nde kullanılmıştır. Bütün incîller arasında yazarı ve kaleme alındığı târih hakkında kuşku bulunmayan tek incîl, MS. 170 civârında yazılmış olan, işte bu Diatesseron ya da Tatianos'a Göre İncîl'dir. Bu incîlin orijinal nüshasının Grekçe mi yoksa Süryânîce mi olduğu konusunda ise elimizde kesin bir bilgi yoktur.

II. yüzyıldan IV. yüzyıla kadar pek çok Hıristiyan yazar ve bu arada İskenderiyeli diye anılan Titus Flavius Clemens7 de (M.S.150-215) Origenes8 de (M.S.185-254), İbrânice kaleme alınmış bir incîlden, İbrânîlere Göre İncîl'den, söz etmektedirler. Hattâ Clemens ve Origenes bu incîli "istifâde edilmeye lâyık bir incîl" olarak methetmekte ve onu değer bakımından Markos, Matta, Luka ve Yuhanna incîlleriyle bir tutmaktadırlar. Yahudi kökenli Hıristiyanlardan bir topluluk olan Ebionit'lerin9 yalnızca bu incîli okudukları bilinmektedir. Bu incîlden günümüze, ve o da başka yazarlar tarafından zikredilmiş olmak üzere, yalnızca bazı pasajlar kalmıştır.

Gene II. yüzyılın ortalarına doğru Sinop Piskoposu'nun oğlu olan Marcion: 1) Eski Ahid'deki cezâlandırıcı celâl sâhibi ilâh ile, Hz İsâ'yı insanlığı bu maddî âlemden kurtarmak için büyük bir merhametle ve cemâl üzere göndermiş olan ama kendisi erişilmesi mümkün olmayan farklı bir ikinci ilâhın daha bulunduğunu ileri sürdüğü, ve kezâ 2) Eski Ahid'i Hıristiyanlığın kitabı olarak kabûl etmediği için Kilise tarafından M.S. 144 yılında aforoz edilmiştir. İzmir Piskoposu Polikarp, bu doktrininden dolayı, Marcion'u "Şeytanın ilk oğlu" diye isimlendirmiştir. Marcion Hıristiyanlık açısından mûteber metinler olarak, yalnızca, baş tarafını biraz kırptığı Luka İncîli ile Pavlus'un Mektupları'nın on tânesini kabûl etmekteydi.

Kilise terminolojisinde: 1) dinî akāid ve disiplin ile ilgili olarak alınmış olan sinod10 ya da konsil11 gibi rûhânî meclis kararlarına, ya da 2) Allāh tarafından ilhâm edilmiş olduğu telâkki edilen kutsal kitaplara ve yazılara kanon denir. Kilise, bu sinodlara ve konsillere katılan Kilise mensuplarının "Rûhülkuds'un ilhâmıyla hareket ettiklerini" bir dogma (Arapçası nass) olarak kabûl etmektedir. Ancak bu toplantılar bazen karşılıklı lânetleşmelere varacak kadar şiddetli tartışmalara yol açmakta ve kararlar da ittifakla değil oyçokluğu ile alınmaktadır. Bu durumda bir konuda birbirleriyle çelişik oy kullanan papazları Rûhülkuds'un nasıl olup da farklı farklı etkilemiş ve ilhâm vermiş olduğu meselesini ise idrâk etmek mümkün değildir.

Marcion'un afarozuna sebep olan tutumu, mü'minlerin sapık fikirlerden ve dalâletlerden korunmaları için: 1) hangi incîllerin ve yazıların Allāh'ın ilhâmı altında yazılmış ve 2) bu sebepten ötürü de Hıristiyanların i'tibâr edecekleri kitap ve yazılar olduğunu tesbit etmek bakımından, Kilise'nin kanonik (mûteber) incîller meselesinin hallinde kesin tavır alması için bir motivasyon teşkil etmiştir.

Kilise, önce, MS 397 yılında toplanan III. Kartaca Konsili'nde aldığı bir kararla Yeni Ahid'e (son bölümü olan Yuhanna'nın Apokalipsi hariç olmak üzere) bugünküne yakın bir şekil vermiştir. Bununla beraber bu meseleye son nokta, ancak, Trento Konsili'nde alınan 8 Nisan 1546 târihli kararla konulabilmiştir.

Kilise tarafından bir sinod'un ya da bir konsil'in kararıyla kutsal kitaplar olarak yararlanılmasına resmen müsaade edilmiş olan kitap listesi" demek olan kanon terimi ile bu listelerin dışında kalan, yâni kutsal olmak iddiasında olup da Kilise'nin tanımak istemediği kitaplar için kullanılan "sahte ve sapık" anlamlarında apokrif12 terimi ancak IV. yüzyıldan itibâren kullanılmaya başlanmıştır. M.S. 160-170 yıllarında yazılmış olan Grekçe bir listeden VIII. yüzyılda kötü bir Lâtince'ye çevrilmiş olan bir elyazmasında II. yüzyılda Roma'da kullanılmakta olan Yeni Ahid'in muhtevâsının listesi bulunmaktadır. Bugünkü kanonik Yeni Ahid'e oranla eksiklikler ve fazlalıklar ihtivâ eden bu listeye, bunu keşfedip yayınlayan Ludovico Antonio Muratori'nin (1672-1750) adına izâfetle yanlış bir biçimde, Muratori Kanonu denilmektedir ama bu listenin herhangi bir sinod ya da konsil kararına dayanmakta olduğuna dair bir delîl yoktur.

Muratori Kanonu "Markos, Matta, Luka ve Yuhanna İncîlleri"ne ilâveten Pavlus'un (bugünkü Kanon'da mevcûd olan "İbrânîlere Mektûb"unun dışında kalan) 13 mektûbunu, "Resûllerin İşleri"ni ve ayrıca da "Yahûda'nın Mektûbu"nu, Yuhanna'nın bugünkü Kanon'da mevcûd olan 3 mektûbundan ikisini ve "Yuhanna'nın Apokalipsi"nin isimlerini ihtivâ etmektedir. Bugünkü Kanon'a göre mevcûd olan Şem'un'un (Petrus'un) 2 mektûbu ile "Ya'kûb'un Mektûbu" ismi listede gözükmemekte ama buna karşılık bugünkü Kanon'da bulunmayan "Şem'un'un Apokalipsi"nin ismi Muratori Kanonu'nda yer almaktadır. Batı Kilisesi ise Pavlus'un "İbrânîlere Mektûb"unu Kanon'a ilâve etmede uzun süre isteksiz davranmıştır.

Hz İsâ ve Havârîleri'nin Aramîce konuşmalarına rağmen bugün elimizde Yeni Ahid'e ait Aramîce hiçbir metin bulunmamaktadır. Yeni Ahid'in eldeki en eski nüshaları ise bugünkü nüshalara oranla bir takım farklılıklar ihtivâ eden ve MS. 350 yılı civârında istinsâh edildiği tesbit edilmiş olan, Grekçe kaleme alınmış: 1) Codex Sinaiticus, ve gene aynı yıllara ait 2) Codex Vaticanus nüshalarıdır. Grekçe ve Latince iki dilde yazılı Codex Bezae'nin ise MS. V. yüzyıla ait olduğu tahmin edilmiştir. Ancak, elimizdeki IV. yüzyıla ait bu en eski Yeni Ahid nüshalarına varıncaya kadar Muratori Kanonu'na göre Yeni Ahid'in II. yüzyılda Roma'da dolaşan nüshalarında yalnızca isimlerini bilmekte olduğumuz bölümlerinin muhtevâsının ne gibi değişikliklere uğramış olduğu daimâ açık bir soru olarak kalacaktır.


Apokrif İncîller Meselesi

Sonradan Apokrif İncîller diye isimlendirilen kitapların bir bölümü (özellikle gnostik doktrinleri13 yansıtanları), aslında, Hz İsâ'nın avâmın eline düşmemesi gereken bir öğretisini ihtivâ ettikleri iddiasında oldukları için "gizli tutulan", bâtınî vecheli kitaplardır. Diğer bir bölümü ise Hz. Meryem, Hz İsâ, Pontius Pilatus, ve diğerleri hakkında kanonik incîllerdekinden daha fazla ayrıntı içeren kitaplardır.

Nihaî bir liste olmamakla beraber, II. yüzyılın ikinci yarısında ortalıkta dolaşan 60-100 kadar Apokrif İncîl'den Kilise'nin bunları ortadan kaldırma gayretinin sonucu olarak, tümünün ya da bir bölümünün en az bir nüshası bugüne ulaşmış bulunan başlıca Apokrif İncîller şunlardır14 :



1. Ya'kûb'a Göre İncîl: (Bu incîl Hz İsâ'nın Küçük Ya'kûb diye bilinen küçük kardeşine izâfe edilmektedir. Bu zât Yahudi-Hıristiyan topluluğunun Şem'un'dan sonra en etkin üyesi idi. M.S. 62 yılında Musevîliğin Baş Râhibi'nin emriyle taşlanarak şehîd edilmiştir. Kilise bu incîli kanonik kabûl etmemekle birlikte Hz Meryem'in hayatı ve Hz İsâ'nın doğumu ile ilgili olarak burada verilmiş olan pekçok ayrıntıyı gerçek olarak kabûl etmiştir).

2. Sahte-Tomas'a Göre İncîl: (İki Grekçe ve bir de Lâtince versiyonu bulunan bu incîl Hz İsâ'yı kaprisli ve intikamcı bir çocuk gibi takdîm edip beş ile oniki yaş arasındaki hayatını ve gerçekleştirdiği mûcizelerin hikâyesini anlatmaktadır).

3. Sahte-Matta'ya Göre İncîl: (Hz Meryemin doğuşunu ve Hz İsâ'nın çocukluğunu anlatmaktadır).

4. Hz İsâ'nın çocukluğuna Dair Arap-Süryânî İncîli

5. Hz İsâ'nın çocukluğuna Dair Ermeni İncîli

6. Hz Meryem'in Doğuşu Kitabı

7. Marangoz Yûsuf'un Hikâyesi

8. Ebionitler'in İncîli

9. Nasârâlılar'ın İncîli

10. İbrânîler'e Göre İncîl

11. Şem'un'a (Petrus'a) Göre İncîl

12. Nikodemus'a Göre İncîl (ya da Pontius Pilatus'un İşleri): (Kudüs'deki Roma vâliliğinde saklı arşive dayanılarak yazıldığı iddia edilen ve Ortaçağ'da da Nikodemus'a izâfe edilen, Hz. İsâ'nın muhâkeme zabıtlarını içerdiği iddiasında olan bir apokrif. Biribirinden uslûb açısından farklı, Hz İsâ'nın: 1) muhakemesi, 2) çarmıha gerilmesi, ve sonradan eklendiği anlaşılan 3) Cehennem'e inmesi bölümlerinden oluşmaktadır. Yazıldığı dil Grekçe'dir. Kıptîce, Ermenice ve Lâtince tercümelerinin nüshaları da muhafaza edilmiştir).

13. Tomas'a Göre İncîl: (Hz İsâ'nın, huzûrunda Didimus Yahûda Tomas tarafından tutulduğu söylenen ve 114-12015 loggia'dan16 oluşan hikmetli sözleri).

14. Filip'e Göre İncîl

15. (Gnostik Valentinus'a izâfe edilen) Hakîkat İncîli


16. (İncîl'ci) Yahyâ'nın Kitabı.




Yeni Ahid'deki Farklı İki İsâ
Kilise Yeni Ahid'in, Rûhülkuds aracılığıyla, Allāh'ın ilhâmına mazhar olmuş gerçek kimseler tarafından (yâni, 4 İncîl söz konusu olduğunda: Markos, Matta, Luka, Yuhanna; Resûllerin İşleri söz konusu olduğunda gene Luka; Mektûbât söz konusu olduğunda: Pavlus, Petrus, Ya'kûb, Ya'kûb'un kardeşi Yahûda ve Yuhanna; ve Apokalips söz konusu olduğunda gene Yuhanna olmak üzere toplam sekiz kişi tarafından) yazılmış, gerçeği anlatan kitap olduğunu ilân etmektedir. Muhtevâlarından ötürü Markos, Matta ve Luka incîllerine Sinoptik İncîller17 ve Yuhanna'ya Göre İncîl'e de Felsefî İncîl denilmektedir.

Aslındā, Yeni Ahid'deki incîllerin gerçekten de izâfe edildikleri şahıslar tarafından yazılmış oldukları fevkalâde şüphelidir. Bu incîllerin IV. yüzyıldan kalma oldukları anlaşılan eldeki en eski nüshalarının dili bile, Hz İsâ ile Havârîler'inin konuştukları Arâmîce değil, Grekçe'dir. Ayrıca bunların iddia edilen yazarlarından da yalnızca Matta ve Yuhanna Hz İsâ'nın seçmiş olduğu havârîlerdendir18. Sonradan kanonik olarak kabûl edilmiş olan bu incîllerin M.S. 150 dolaylarına kadar herhangi bir kimseye izâfe edilmemiş oldukları, ancak bu târihden sonra bir isim sâhibi oldukları görülmektedir. Kilisenin 26 Mart 1928 târihli "basım izni"ne19 sâhip Katolik Teolojisi Sözlüğü'nün (Dictionnaire de Théologie Catholique, Paris, Letougey éditeur, Paris 1929) X. cildinin 1. kısmında sayfa: 359'da: "Matta İncîli'nin târihî dayanaktan yoksun olduğu, Matta'nın aslā bu isimde bir metin yazmamış olduğu, bu metnin yazarının aslında bilinmediği" açıkça ifâde edilmektedir.

Yeni Ahid'in, Pavlus'un Timoteos'a 2. Mektûbu'nda yazmış20 ve Kilise'nin de kabûl etmekte olduğu gibi, gerçekten de Rûhülkuds aracılığıyla Allāh'ın ilhâmına mazhar olmuş olan târihî ve gerçek şahıslar tarafından yazılmış târihî ve ilâhî gerçekleri ifâde eden bir kitap olduğu kabûl edilecek olursa, bu kabûlün sonucu olarak Yeni Ahid'deki tarihî ve ilâhî gerçeklerin: 1) kendi aralarında tutarlı olmaları ve 2) birbirlerini yalanlamamaları gerektiği âşikârdır.

Bunun aksi: 1) Rûhülkuds'un hatâ ya da unutkanlıkla mâlûl olduğuna yâni farklı kimselere birbirleriyle hatâlı ve çelişik ilhâmlarda bulunmuş olduğuna, ya da 2) en azından, Rûhülkuds'ün A) müelliflerin hatâ ve unutkanlıklarına, ve kezâ B) bu metinleri gene Rûhülkuds'ün ilhâmıyla kutsal ve hatâsız metinler olarak kabûl etmiş olan Kilise'nin rûhânî meclislerinin hatâ ve unutkanlıklarına engel olacak gücünün bulunmadığına, yâhut da 3) bu metinlerin Rûhülkuds aracılığıyla değil de düpedüz beşerî ve nefsânî dürtülerle yazılmış olduklarına delâlet eder.

İşte bu noktada Sinoptik İncîller, Resûllerin İşleri ve Pavlus'un ilk mektuplarının ortaya koydukları kristoloji21 ile Yuhanna İncîli'nin ve Pavlus'un "Kolossa'lılara22 Mektûb"unun ortaya koyduğu ikinci kristoloji arasındaki bâriz farklar ve çelişkiler göze batmaktadır.

Bu birinci kristoloji Hz İsâ'yı bize peygamber Hz Dâvûd'un soyundan gelen, civârında dürüst olarak tanınmış, Allāh'ın kendisine lûtfetmiş olduğu mûcizelerle te'yîd edilmiş, çarmıhta öldükten sonra Allāh tarafından diriltilmiş, Allāh'ın sağında oturtularak yüceltilmiş ve buradan da bulut üzerinde gelerek yaşayanları da ölüleri de muhâkeme edecek bir zât olarak takdîm etmektedir.

Hz İsâ Sinoptik İncîller'de kendisini aslā ilāhî bir varlık olarak telâkki etmemekte ve böyle telâkki edilmesine de izin vermemektedir. Kendisine "İyi üstâd" diye hitâb eden birisine bile: "Bana neden iyi diyorsun? Allāh'dan başka iyi olan yoktur ki!" diye cevap vermiştir (Mar 10, 18; Luk 18,18-19; Mat 19,17)23.

Sinoptik incîllerde Hz İsâ'ya, çok kere, Allāh'ın Oğlu lâkabı verilmektedir. Ama bunun sembolik bir lâkap olup herhangi bir fizikî kan bağını tazammun etmediği âşikârdır. Hz İsâ'nın telâkkisine göre, yalnızca kendisi değil ama her kim olursa olsun, bir insan Allāh'ın kemâline yaklaştığı oranda Semâvî Baba'nın oğlu olur. İncîllerde Hz İsâ'nın ağzından: "Düşmanlarınızı seviniz, size zulm edenler için dua ediniz! (Mat 5, 44-45); "Sizler Rabbü-l A'lâ'nın çocukları olacaksınız zîrâ O, nankörlere ve kötülere karşı bile iyidir" (Luk 6, 35) denilmektedir. İncîllerde Allāh'dan söz ederken Hz İsâ'nın O'na Baba demesi, bir babanın çocuğunu terbiye edip onu kendisine tâbî ve itaatkâr kılmasının mümkün kıldığı teşbihden ötürüdür. Bu kapsamda, Allāh yalnız İsâ'nın değil O'na tâbi' ve itaatkâr olan her kulun sanki babası gibidir. İslâmiyet'te bu, Allāh'ın eğitici yâni mürebbi' vechesini yansıtan Rabb ismiyle ifâde edilmektedir. Şu hâlde, semantik olarak, Hıristiyanlıktaki "İlâhî (ya da Semâvî) Baba" daimâ Rabb olarak anlaşılmalıdır. Fakat İslâm Şeriatı, İhlâs Sûresi'nin içeriğiyle ve kezâ (X/68, XVI/101, XVII/111, XXIX/35, XXI/26, XLIII/82) âyetleriyle Hz İsâ'nın Sünnet'inin bu vechesini ilgā ederek Allāh'a mecâzî bile olsa babalık izâfe etmeyi yasaklamıştır.

Ayrıca, (Mat 27, 46-50) ye göre, Hz İsâ çarmıhta can çekişirken: "Allāhım, Allāhım! Beni neden terk ettin?" diye fevkalâde beşerî bir şekilde nidâ etmiştir. Bütün bunlar Hz İsâ'nın zâtına herhangi bir Ulûhiyyet atfetmeyip kendisini beşer ve kul olarak gördüğüne delâlet etmektedir.

Petrus'un, Elvâh-ı Aşere Yortusu'nda24 ahâliye irâd ettiği: "Ey İsrâilliler! Şu sözleri dinleyin! Allāh'ın, bizzât kendi lûtfuyla, sizin aranızda gerçekleştirmiş olduğu mûcizeler, kerâmetler ve burhanlarla i'tibâr kazandırmış olduğu Nasâra'lı İsâ, hani şu yakalayıp kâfirlerin eliyle çarmıha gerdirdiğiniz adam yok mu, işte Allāh, ölüm acılarına son vererek, onu dirilti" (Ri 2, 22-24) ... "Allāh bu İsâ'yı diriltti; buna hepimiz şâhidiz. Ve şimdi de Allāh'ın sağında oturarak yüceltilmiş olarak Baba'dan (Rabb'inden) O'nun vaadi olan Rûhülkuds'u kabûl etti ve bunu (biz Havârîleri'ne) yaydı" (Ri 2, 32-33) ... "Bütün İsrâil bilsin ki: hani şu çarmıha germiş olduğunuz İsâ yok mu, işte Allāh onu Efendi (Mürebbi') ve Mesîh kılmıştır!" (Ri 2, 36) şeklindeki nutkuna bakılacak olursa burada da Hz İsâ'nın halîfesinin Hz İsâ'yı İlâh olarak değil Allāh'ın ef'aline tâbi' bir kul, ama Allāh'ın büyük lûtuflarına mazhar olmuş fevkalâdeden bir kul olarak telâkki ettiği âşikârdır.

Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da Resûllerin İşleri'nde Petrus'un ağzından Hz İsâ'nın Allāh'ın oğlu olarak değil de Allāh'ın Kulu olarak takdîm edilmekte olduğudur (Ri 3,13ve 26; 4, 27-30). Yahudilerin de Havârîlerin de Hz İsâ'yı Allāh olarak tasdîk etmeleri zâten mümkün değildi zirâ bu, hepsinin de tâbi' olduğu Eski Ahid'in: "Dinle İsrâil! Allāh'ımız tek ilâhtır" emrine karşı gelen bir şirk olurdu.

Şimdi bir de Yuhanna'nın incîlinde ve kezâ Pavlus'un, kendisine izâfe edilen "Kolossa'lılara Mektûb"unda Hz İsâ'ya hangi gözle bakılmakta olduğunu görelim:


  • Yuhanna Hz İsâ'yı, kendisini Gönderen'in irâdesini gerçekleştirmek üzere Semâ'dan nüzûl etmiş ilâhî bir varlık olarak takdîm etmektedir (Yuh 6, 38). Bu ilâhî varlık doğrudan doğruya Allāh'dan neşet etmiştir (Yuh 16, 28). "O'nu kan da şehvet de bir insanın arzusu da doğurmadı; aksine, O'nu Allāh doğurdu" (Yuh 1, 13). Bu, görüldüğü gibi, Hz İsâ'nın Cenâb-ı Hakk'ın mecâzî mânâda değil, fakat şeceresi itibâriyle gerçek Tek Oğlu olduğunun iddiasıdır.



  • Pavlus'a göre de: "O görünmeyen Allāh'ın sûreti ve ilk yaratılmış olandır" (Kol 1, 15) ... "Gökler'de ve Yer'de görünen ve görünmeyen ne varsa: tahtlar, hükümranlıklar, mülkler ve kudretlerin hepsi de O'nda, O'nun tarafından ve O'nun için yaratılmıştır" (Kol 1, 16) ... "O herşeye kadîmdir ve her şey varlığını O'nda sürdürmektedir" (Kol 1, 17) ... "O'nun bedeninde Ulûhiyyet'in bütün kemâli ikāmet etmektedir" (Kol 2, 9) ... "O her Mülk'ün ve her Kudretin başıdır" (Kol 2, 10).




Yuhanna İncîli'ndeki ve Pavlus'un bu geç dönem mektûbundaki bu yeni İsâ telâkkisi Allâh'ın kulu olan İsâ'yı, ete-kemiğe bürünmüş Allāh olarak ilâhlaştıran ve böylece Sinoptik İncîller'i de yalanlayan bir kristoloji sergilemektedir. Fakat sonunda da bütün Kilise'ye hâkim olmayı başarmış olan da, maalesef, işte bu kristolojidir.

Hz İsâ hakkında: 1) Petrus'a Allāh'ın kulu olduğunu, 2) Yuhanna'ya ve Pavlus'a ise, bunun tamâmen zıddını yâni İsâ'nın Allāh'ın kendisi olduğunu ilhâm etmiş olması Hakîkat Rûhu olarak da bilinen Rûhülkuds'un tabîatına da Hz İsâ'nın: "O Hakîkat Rûhu geldiğinde sizleri eksiksiz Hakîkat'a sevkedecektir" (Yuh 16, 13) sözlerine de aykırıdır.

Kristoloji doktrini açısından Yeni Ahid'deki çelişkiyi gösterdikten sonra Sinoptik İncîller'deki yüzlerce çelişki ve tutarsızlıklar25 hakkında da, bir fikir verebilmek üzere, yalnızca aşağıdaki birkaç örneğe dikkati çekmek istiyorum:


  • Hz İsâ: 1) Matta'ya göre Büyük Herodes'in (Mö. 73- Mö. 4) zamanında doğmuştur (Mat 2, 1); 2) Luka'ya göre ise Roma imparatoru Augustus'un emri üzerine Sûriye vâlisi Quirinus'un gerçekleştirdiği sayım sırasında yâni MS. 6 ya da 7 yılında doğmuştur (Luk 2, 1-7). Arada, en azından, 10 yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır.



  • Söz konusu tutarsızlıklardan biri de Matta'ya Göre İncîl ile Luka'ya Göre İncîl arasında Hz İsâ'nın şeceresi açısından ileri sürülen listeler arasındaki tutarsızlıktır. Hz İbrâhim'den Hz Meryem'in kocası olduğu söylenen Yûsuf'a kadar: (Mat 1, 2-16) daki liste 38 kişiden oluşmakta iken (Luk 3, 23-38) deki listede 56 kişi bulunmaktadır. Bu iki liste arasındaki fark öylesine büyüktür ki bunun için Hz Dâvûd ile Hz İsâ arasındaki atalar arasında her iki listede de tek ortak ismin Yûsuf olduğunu söylemek yeterlidir.



  • Hz İsâ'yı 30 gümüş para karşılığında Roma'lılara gammazlamış olan Yahûda İskaryot (Mat 27, 3-5) e göre pişmanlık duyarak paraları havrada yere saçtıktan sonra gidip kendisini asarak intihâr etmiş; fakat (Ri 1, 18) e göre bu parayla bir tarla satın almış, baş aşağı düşerek karnı patlamış ve bütün iç bağırsakları dışarı çıkarak ölmüştür.



  • Hz İsâ'nın çarmıhta son nefesini vermeden önce söylediği son sözleri: 1) (Mat 27, 46-50) ye göre "Allāh'ım, Allāh'ım! Beni neden terk ettin?", 2) (Luk 23, 46) ya göre "Baba! Rûhumu Sana teslim ediyorum", ve 3) (Yuh 19, 30) a göre de: "Her şey bitti!" olmuştur.




Bu kadar çelişki ve tutarsızlığın, Mutlak Kemâl sâhibi Allāh'dan ve Yeni Ahid'in yazarlarına O'nun ilhâmını taşımış olduğu söylenen Rûhülkuds'dan neşet etmesi mümkün müdür? Bu durumda: 1) Rûhülkuds'un hatâ ya da unutkanlıkla mâlûl olduğuna yâni farklı kimselere biribirleriyle hatâlı ve çelişik ilhâmlarda bulunmuş olduğuna, ya da 2) en azından, Rûhülkuds'ün A) müelliflerin hatâ ve unutkanlıklarına, ve kezâ B) bu metinleri gene Rûhülkuds'ün ilhâmıyla kutsal ve hatâsız metinler olarak kabûl etmiş olan Kilise'nin rûhânî meclislerinin hatâ ve unutkanlıklarına engel olacak gücünün bulunmadığına hükmetmek mümkün değildir.

öte yandan Papa XIII. Leone (1810-1903) Providentissimus Deus başlıklı Papalık Tâmimi'nde, hâlâ: "İncîl yazarları hatâsız bir gerçeklikle, Allāh'ın onlara: «Yaz!» diye emretmiş olduğunu yazmışlar ve yalnızca bunu yazmışlardır" demektedir.

Buradan çıkarılacak olan sonuçlar: 1) Yeni Ahid'deki hatâlar, tutarsızlıklar ve çelişkilerden Rûhülkuds'un sorumlu tutulamıyacağı, 2) bütün bu sorumlulukların, ancak ve ancak, vehim ve hayâllerini Rûhulkuds'un ilhâmı zanneden yazarlara ve bunları tasdîk eden Kilise makāmlarına râcî olduğu, 3) bu metinlerin Rûhülkuds'un ilhâmı ve diktesi altında değil fakat müelliflerinin, iyi niyetle dahi olsa, düpedüz beşerî ve nefsânî dürtüleriyle yazılmış olduğudur.


İncîllerin Edebî Kaynakları, "Sinoptikler Meselesi "
Markos, Matta ve Luka incîllerini ilk defa okumuş bir kimse dahi bunların: 1) içerik, 2) uslûb, ve 3) kelime hazinesi (vokabüler) bakımından birbirlerine çok benzediklerini ve hattâ çok kere aynı kelimelerle ifâde edilmiş uzunca pasajların müştereken kullanılmış olduğunu hemen teşhis ve tesbit eder. Bu müşâhede ise, hemen, "Sinoptik İncîller hangi sebeplerden ötürü birbirlerine bu kadar benzemektedirler?" sorusuna yol açmaktadır. Buna verilecek olan cevabın ise bu incîllerin "Rûhülkuds aracılığıyla Allāh'ın ilhâmıyla yazdırılmış" olduğu dogma'sına körü körüne inananları rahatsız edeceği âşikârdır. çünkü soruya cevap vermek üzere yapılması gereken analiz, edebî tenkîd ve içtimaî faktörler gibi beşerî parametrelere dayanacaktır.

Sinoptik İncîller'in bu benzerliklerinin temelini ortak bir şifâhî kaynağa bağlamak mümkün değildir. çünkü, her şeyden önce:


  • • Markos'a Göre İncîl'de 16 bölüm, 678 âyet ve 11.304 kelime,



  • • Matta'ya Göre İncîl'de 28 bölüm,1071 âyet ve 18.345 kelime,



  • • Luka'ya Göre İncîl'de ise 24 bölüm, 1151 âyet ve 19.482 kelime



ihtivâ etmekte26, ayrıca Markos İncîli'nin materyalinin % 90 kadarı Matta İncîli'nde, ve % 50 kadarından fazlasını da Luka İncîli'nde zâten bulunmaktadır. Buna göre, edebî açıdan: 1) Matta ve Luka İncîlleri'nin Markos İncîli'nden alıntı yapmış, 2) Markos İncîli'nin diğer ikisine kaynaklık etmiş, ve dolayısıyla da 3) Markos İncîli'nin bu ikisine oranla daha eski bir târihte kaleme alınmış olması mâkul görünmektedir.

Ama "Sinoptikler Meselesi" maalesef görüldüğü kadar basit değildir; çünkü gerek Matta İncîli'nde gerekse Luka İncîli'nde: hem 1) Markos İncîli'nde bulunmayan unsurlar vardır, hem de 2) biribirlerinde bulunmayan unsurlar vardır. Matta ve Luka'da Markos'da bulunmayan unsurların mevcûdiyetini açıklayabilmek üzere bu iki incîle takaddüm eden (ve Almanca'daki "die Quelle"= kaynak kelimesini hatırlatmak üzere) Q ile gösterilen ve daha çok Hz İsâ'nın sözlerinden oluşan ama bugün kaybolmuş olan bir ikinci kaynağın var olmuş olduğu farzedilmektedir. Ayrıca Matta'da olup da Markos'da ve Luka'da bulunmayan unsurların da tamâmen bağımsız bir (Protomatta) M kaynağından, ve kezâ Luka'da olup da Markos ve Matta'da bulunmayan unsurların da tamâmen bağımsız bir (Protoluka) L kaynağından geldiğine inanılmaktadır. İngiliz ilâhiyatçısı Burnett Hillman Streeter'in (1874-1937) The Four Gospels: A Study of Origins isimli kitabında 1924 yılında öne sürdüğü bu "Dört Kaynak Teorisi" bugün pek çok Hıristiyan ilâhiyatçısını tatmîn etmiş bulunmakta ise de gene de buna itiraz edenlerin sayısı az değildir.




Yuhanna İncîli

Yuhanna İncîli kanonik incîller arasında çok farklı bir mevkie sâhiptir. Her ne kadar MS. 150 civârında Hz İsâ'nın "Sevgili Mürîdi" diye bilinen Yuhanna'ya izâfe edilmişse de bu incîlin Yuhanna'nın kaleminden çıkmamış olduğu XVIII. yüzyılda başlayıp da bugüne kadar sürmüş olan şiddetli tartışmalara konu olmuştur. Bu incîlin dili ve sergilediği teolojinin seviyesi yazarının bu Sevgili Mürîd'den çok sonra yaşamış [ama belki eserini onun öğretisine dayandırmış] biri olabileceğini telkîn etmektedir. Bununla beraber Hz İsâ'nın hayatının bazı safhalarının Sinoptik İncîller'e benzer şekilde nakledilmesi ve son bölümünün de sonradan ilâve edilmiş olduğunu telkîn etmesi bu incîlin derleme bir eser olabileceği şüphesini de uyandırmaktadır. Bu incîlin derlendiği yer ve târih de belirsizdir. Kimileri bunun, Grek kökenli hıristiyanlara Hz İsâ'yı tanıtmak amacıyla, MS. 100 civârında Efes'te yazılmış olduğunu ileri sürmektedirler.

Yuhanna İncîli'nde (13,23; 19, 26; 21, 7 ve 20-24) âyetlerinde "İsâ'nın Sevgili Mürîdi" olarak sözü edilen bu kişinin adının açıklanmamış olması da bu incîlin esrârından biridir. Ramon J. Jusino, bu ve buna benzer başka ipuçlarından hareket ederek, "İsâ'nın Sevgili Mürîdi"nin ve dolayısıyla da Yuhanna İncîli'nin gerçek yazarının Mecdelli Meryem olduğuna dair bir tez ileriye sürmüştür27.

Yuhanna İncîli: 1) Sinoptik İncîller'in Hz İsâ'nın çoğunlukla Celîle'deki (Galilea'daki) tebliğ faaliyetini anlatmalarına karşılık, Hz İsâ'nın Yahûdiye'deki (Judea'daki) faaliyetine önem vermesi açısından farklı bir zaman süresini örtmesi, 2) Hz İsâ'ya uzun teolojik nutuklar irâd ettirmesi, en önemlisi de 3) Hz İsâ'nın Mesîh, Allāh'ın Oğlu ve ete-kemiğe bürünmüş Allāh olduğunu vurgulaması, ve ) Hz İsâ'ya, sürekli olarak, kendisinin Allāh'ın İlâhî Oğlu olduğunu söyletmesi bakımından Sinoptik İncîller'den çok farklı ve, kanonik olmasına rağmen, âdetâ yarı-gnostik bir incîl gibidir. Bu incîl, daha sonraları III. yüzyılda filiz vermeğe başlayacak, 325 ve 381 yıllarındaki İznik ve İstanbul Konsilleri'nde ifâdesini bulacak ve 382 târihli ökümenik28 olmayan Roma Konsili'nde de resmen Hıristiyan îtikādının çekirdeği olarak tescil edilecek olan Teslis Akîdesi'nin yâni Kendi'ni Baba, Oğul ve Rûhülkuds olarak üç ayrı şahısta tecellî ettiren tek bir İlâh'a îmânın tohumlarını da taşımaktadır.


Yeni Ahid Yorumları

Bu kadar çelişkiler içeren Yeni Ahid'in, yalnızca hıristiyan mü'minlerin değil fakat bunları tetkik edecek olan herkesin kafasında şekillenmesi kaçınılmaz olan sorulara cevap verebilecek yorumlara ihtiyâcı olduğu âşikârdır. Bu bakımdan, Yeni Ahid'in metninin ne dediğini değil de neyi kastettiğini keşfetmeğe yönelik tartışmalara yorum (ya da Kutsal Kitapların Tenkidî İncelenmesi) adı verilir. Bir metin 1) yorum için peşînen kabûl edilen bakış açısına, ve 2) uygulanan yol-yordama (metoda) bağımlı olarak farklı yorum sonuçlarına yol açabilir. Metodolojik ilkelerin incelenmesi ise Batı'da Hermeneutik'in (Usûl-i Tefsîr'in) alanına girmektedir.

Yeni Ahid'in ortaya koyduğu bu çelişkileri giderebilmek üzere Kilise, Rûhül-kuds'un kendisine rehberlik ettiği iddiasına sığınmış, ve Yeni Ahid'de bulunmayan bir takım yeni îmân umdeleri vaz ederek incîllerin dışında hıristiyan doktrinini genişletmek yâni bu doktrine bir yorum getirmek zorunda kalmıştır. Buna göre:



1. Allāh Bir' dir ama Kendisini biribirlerinden gerçekten de farklı29, Baba-Oğul-Rûhülkuds'den oluşan üç Zât ile izhâr etmektedir. Hz İsâ bu Kutsal üçlü'nün (Teslîs'in, Ekānim-i Selâse'nin yâni üç Asıl'ın) ikincisi ve Allāh'ın Logos'udur (Kelimesi'dir)30.

2. Oğul, Baba'nın hilkatinde, ilk yaratılandır.

3. Oğul Baba'dan, Ruhülkuds ise hem Baba'dan ve hem de Oğul'dan neşet (sudûr) etmiştir.

4. Bu üç Zât hep-birlikte-ezelî, ve hep-birlikte-eşittir. Hiçbiri yaratılmış değildir, hepsi de her şeye Kādir'dir31.

5. Baba ile Oğul aynı bir Zât'ın iki ayrı tecellîsidir32.

6. Baba, âdem'in İlk Günâh'ının suçluluğundan33 insanları kurtarmak amacıyla Oğlu Mesîh İsâ'yı Kurtarıcı (Felâh'a çıkarıcı) ve Allâh'ın Melekûtu'nun müjdeleyicisi olarak göndermiş, çarmıhta Kurban ettiği Oğlu'nu da bu günâhın Kefâret'i saymıştır34. Bundan böyle kim ki İsâ'ya bu türlü inanır da O'nun cemaatine (ecclesia) dâhil olarak bu cemaatin resmî temsilcisi olan Kilise'ye teslim olursa günâhları Mesîh İsâ'nın çarmıhta çekmiş olduğu kutsal ızdırâbın hörmetine affedilecektir. Kilise'nin dışında ise kimseye kurtuluş yoktur!



Bugün Hıristiyanlık âlemi'nin iki büyük cemaatini oluşturan Katolikler'in ve Protestanlar'ın Yeni Ahid yorumlarındaki zihniyetlerinde de büyük farklılık vardır. Katolikler Yeni Ahid'i ve Kilise'nin (yâni Papa'nın35 ve Konsiller'in) dine yapmış ve yapmakta olduğu eklemeleri harfi harfine gerçek kabûl etmekte, ve Kutsal Kitabı bu îmânî çerçeveye sıkı sıkıya bağlı kalarak yorumlamağa gayret sarfetmektedirler. Buna karşılık Protestanlar Papalık otoritesini tanımadıklarından, kendilerini herhangi bir kayıtla sınırlandırılmış hissetmeksizin, Yeni Ahid'in metninin gerçekten de neyi kastettiğini keşfetmeğe yönelik araştırma ve incelemeler yapmaktadırlar. Bu konuda XX. yüzyılda Kutsal Kitaplar'ın yorumunda çığır açmış olan biri de Karl Rudolf Bultmann'dır (1884-1976)36. Bultmann'ın teolojisi ve kristolojisinin temelinde hıristiyan îmânının, Hz İsâ'nın târihî kişiliğiyle ilgilenmek yerine, dikkatini O'nun aşkın (bâtınî) vechesine yoğunlaştırmasının gerektiği fikri yatmaktadır. Bultmann ilgisini Erken Hıristiyanlık dönemindeki Kilise'nin Yeni Ahid'de ifâdesini bulan düşünme tarzıyla çağdaş düşünce arasındaki farka yoğunlaştırmış ve çağdaş insanın Yeni Ahid'deki efsâne kokan terimler çerçevesi içinde düşünüp hareket etmesinin mümkün olmadığını ve Yeni Ahid'in tebliğinin (mesajının) mutlaka efsânevî (mitolojik) unsurlarından kurtarılmasını yâni efsânesizleştirilmesini37 savunmuştur. Bultmann'a göre bu efsânevî unsurlar: 1) ezelî bir Mesîh İsâ'ya inanç ile 2) Mükevvenât'ın Cennet, Arz ve Cehennem olarak üç katlı yapısı, 3) mûcizeler, 4) ifritler ve 5) Yahudi-Hıristiyan-Grek dünyâsına has âlem görüşünün diğer çeşitli unsurlarıdır. Bultmann'a göre bu efsânevî unsurların anlamları var oluşçu terimlerle açıklanmalı ve bunların idrâkin bir objesi olarak telâkki edilmesinin önüne geçilmelidir.


Teslîs Akîdesinin Temelinde Ne Var?

İskenderiyeli Filo (Philo Judaeus) yaklaşık Mö. 15 – MS. 50 yıllarında İskenderiye'de yaşamış kültürlü, riyâzat ve murâkabe ehli bir Yahudi ilâhiyatçısı ve filozofudur. Tevrat'ın ilk beş bölümünün batınî bir tefsîrini yapmıştır. Felsefede ise Eflâtunculuk ve Revâkîlik (Stoa-cılık) akımlarının etkisi altında kalmıştır38.

Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ı hakkında bir şey söylenmesi mümkün olmadığının kesin idrâkine sâhip olan Filo, Allāh'ın Zâtı ile bu âlemin maddî nesneleri arasında köprü vâzifesi görmek üzere ortaya bir "Logos" Teorisi atmıştır. Logos terimi Yunan-Roma kültüründe de Yahudilikte de geniş biçimde kullanılmaktadır. Bunun lûgavî anlamı: söz, beyân, nutuk, bilim, açıklama ve akıl'dır. Yunan felsefe ekollerinin çoğunda ise Logos, "âlem'e hayatiyet bahşeden ilke"ye delâlet etmek üzere kullanılmaktaydı.

Filo'ya göre Logos: Tek Olan Allāh'da, Allāh'ın "Hayat Bahşedici Gücü" ya da "Hikmeti" olarak tecellî eden bir ikinci şahıstır. Erişilmeyen ve her şeyden münezzeh olan Allāh'ın Zâtı'ndan sonra Allāh'ın işte bu "Hikmet"i ya da Logos'u gelmektedir. Logos pek çok ismi ve fonksiyonu hâizdir. Logos tek olmakla beraber bütün insanlara da yayılmış bulunmakta ve insanların Yaratıcı'ya benzemelerini temin etmektedir. Bu bakımdan O, Allāh ile insan arasındaki bağ ve köprüdür. Allāh ile insan arasında "Aracı" olan Logos ne Allāh gibi yaratılmamış bir Zât'tır ve ne de insan gibi bir yaratıktır. Evet onun da bir menşei vardır ama Allāh'ın düşüncesi olarak o gene de ezelîdir. Bu vasfıyla o her şeyden önce de mevcûddu. Ondan başka her şey Allāh'ın irâdesinin ikinci mertebeden ürünleridir. Bu bakımdan Logos'a İlk Doğan (ya da Yaratılan) demek yerinde olur. Filo'ya göre Allāh En Yüce Varlık ve Logos da Yaratan ile yaratılanlar arasındaki bir mevkide bulunan, ve Allâh'ı izhâr eden bir tecellîgâh ve bir elçidir. Logos Allâh'ın, kendisini ilâhî mutluluğa ermiş olan nefislere boşaltan sâkîsidir. Logos insanların günahlarını affetmeğe de kādirdir.

İskenderiyeli Filo'nun, Sinoptik İnciller'e aslā yansımamış olan bu hiç de rasyonel olmayan girift Logos Teorisi'nin Yuhanna İncîli'ni ve İbrânîlere Mektûb'u etkilemiş olduğu görülmektedir.


Erken Hıristiyanlığa Sırrî Dinler'in Etkileri

Sırrî Dinler, mensublarını: yaratılış, âlem düzeni, nefs, rûh, âhiret âlemi... vb gibi bir takım sırlara ortak kılmak iddiasında olan dinlerdir. Bunlar herkese açık değildir. Bir "Sırrî Din"e girmek isteyenler önce bir eğitime ve bâzen sonra da bir takım sınavlara tâbi' tutulduktan sonra cemaate39 resmen katılmalarını sağlayan bir kabûl merâsiminden geçirilirler40. Lâtincesi misterium olan "sır" kelimesinin Grekçesi etimolojik olarak dudaklar ve gözler için ifâde edilen müein (kapamak) masdarından türetilmiştir. Dine kabûl edilenlere müstos ve bunlara rehberlik edene de müstagogos denilirdi. Sırrî Dinler eski Mısır'dan günümüze kadar her yerde gelişmek imkânını bulmuşlardır. Bunun bir sebebi de bu dinlerin, mensublarına: kökenlerine, renklerine, sosyal mertebelerine ya da milliyetlerine bakmaksızın kutsal bir "kardeşlik" bağı ile bağlı olmanın tatmînini bahşetmeleriydi.

Eski Sırrî Dinler'in başlıca sırrı insanların mutluluğu için Tanrı'nın kurban edilerek kefâret verilmesi düşüncesidir. Bu, kulları için ilkbahardaki gündönümünde ızdırâb çekerek ölen ve dirilen bir Tanrı'nın söz konusu olduğu Sırrî Dinler'in hepsinde de bulunan efsânevî bir leitmotif'tir. Her yıl Tanrı Temmuz, Tanrı Adonis, Tanrı Osiris ve Tanrı Attis'in (tıpkı Mesîh İsâ gibi) öldüklerine ve (tıpkı Mesîh İsâ gibi) üç gün sonra da dirildiklerine inanılırdı. Bu dünyevî ölümlerinde ise Tanrı Adonis'in, Tanrı Attis'in, Tanrıça İştar'ın ve Tanrı Orfeus'un (tıpkı Mesîh İsâ gibi) Cehennem'e indiklerine de inanılırdı. Bu Tanrıların çoğu (tıpkı Mesîh İsâ'ya önce Antakya hıristiyanları ve daha sonra da Roma Kilisesi tarafından verilmiş olan Grekçe Kyrios= Efendi=Rabb lâkabı gibi) Efendi lâkabıyla anılırlardı. Kezâ bunlara tıpkı daha sonra Hz İsâ'ya da verilmiş olduğu gibi, Kurtarıcı (Halâskâr; Grekçe: Sôter) sıfatı da yakıştırılmıştı. Bu Tanrılar'dan Yeni Ahid'in Mesîh İsâ'sını en çok andıranı ise, hiç kuşkusuz, Mitra'dır. O da "Nûrânî Baba'nın sağındaki Oğul" olarak telâkki edilmektedir. O da Mesîh İsâ gibi bekârdır. O da önce ölmekte ve sonra dirilmektedir. O da âhiret'te yeniden diriltilecek olan "yaşayanlar ve ölüler hakkında hüküm vermek üzere" geri gelecektir. Mitra dininin âyinlerinde de hâtıra tâzeleyici ortak bir yemek ve dine ilk girenler için bir vaftiz merâsimi vardır.

Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu'nda Sırrî Dinler'in halk arasında en yaygın olduğu bir dönemde ortaya çıkmış ve yayılmıştır. Erken Hıristiyanlık döneminde Roma'da bu dine girenlerin çoğu fakir halk, köleler ve Sırrî Dinler'in eski mensubları olmuştur. Sırrî Dinler ile Hıristiyanlığın (meselâ: kabûl merâsiminden önce bir hazırlık safhasının geçirilmesi, belirli zamanlarda oruç tutulması, vaftîz, bir arada yenen yemekler, gece ibâdetleri ve sabahın erken vaktindeki âyinler, kutsal sayılan yerleri ziyâret ve dine giren herkese yeni bir isim verilmesi gibi) ritüellerinin çoğunun birbirlerine benzemesinin sebebi bu dönemdeki etkileşmeleridir. Bu dönemde Akdeniz bölgesinin büyük şehirlerindeki ve büyük limanlarındaki Hıristiyan cemaatleri Sırrî Dinler'in cemaatlerini andırmaktaydı. İlk iki yüzyıldaki Hıristiyan topluluklarının âyinlerinde ve îtikadlarındaki çeşitlilik ise, hemen hemen, Sırrî Dinler'inkiler kadar büyüktü. Aslına bakılacak olursa Erken Hıristiyanlık dönemindeki Hıristiyan cemaatlerinden ancak pek azının (daha sonra Kilise tarafından vaz edilen standartlara göre) ortodoks yâni doğru yol, sırât-ı müstakîm üzere olduğu söylenebilir.

Hz İsâ'nın doğumunun (yâni Noel'in) 25 Aralık'da kutlanması Sırrî Dinler'de aynı gün kutlanan Güneş İlâhı festivaline rakîb olmak için mi kabûl edilmiştir? Yoksa Hıristiyanlığa giren eski Sırrî Din sâliklerinin baskısıyla kabûl edilmiş bir uzlaşma gayretinin eseri midir? Bu, bilinmemektedir. üç Mecûsî Râhib'in yeni doğmuş Hz İsâ'ya hediyeler sunmak üzere Beytüllâhim'e gelmelerini kutlayan Epifaniya Yortusu aynı günde kutlanmakta olan bir başka pagan şenliğinin yerini almak için mi, yoksa gene bir uzlaşma sonucu mu 6 Aralık'da kutlanmaktadır? Bu da bilinmemektedir. İlk Hıristiyanlarda Paskalya şenlikleri de paganların ilkbahar şenlikleri kadar çılgınca kutlanmaktaydı. Hıristiyanların dinî sanatları da ilhâmını aslında pagan sanatından almaktaydı. Hz Meryem ile Hz İsâ'nın resim ve heykelleri İsis ile oğlu Horus'un resim ve heykellerinin bir devâmı idi.

Bütün bu olgular Sırrî Dinler'in Erken Hıristiyanlığın şekillenmesinde göz ardı edilemeyecek etkileri olduğuna ışık tutmaktadır.


Sonuç
Hıristiyan âleminin kutsal kitapları olan kanonik incîllerin târihi ilmî belirsizliklerle doludur. Hiçbirinin 1) müellifi, 2) yazıldığı yer, 3) ilk nüshasının dili, ve 4) ilk nüshasının tam içeriği hakkında kesin bilgi ve iknâ edici delîller yoktur. Bilim adamları ile ilâhiyatçılar bu konuları hâlâ ciddî ciddî tartışmaktadırlar. Bunların dışında kalan Hıristiyanlar ise bu konuda Kilise ne beyân etmişse ona sâdık bir biçimde inanmaktadırlar. Bu incîllerin eldeki en eski nüshaları ise Hz İsâ'nın döneminden ya da o dönemi izleyen yıllardan değil de ancak IV. yüzyıldan kalmış, Arâmîce değil Grekçe kopyalarıdır.

Yeni Ahid'de yer alan incîllerin Kilise'nin nihaî tasvibini kazanması ne hemen ve ne de kolay olmuştur. Bu incîller önce, Hıristiyanlığın ileri gelen şahısları tarafından da yararlı bulunan ama bugün apokrif denilen incîllerle birlikte mü'minler tarafından yüzyıllar boyunca kullanılmış, fakat sonunda Kilise'nin aldığı kararlar sonucu Markos, Matta, Luka ve Yuhanna incîlerinin statüsünü kazanmalarıyla apokrif incîller de Kilise'nin dışına itilmiştir. Kilise, Yeni Ahid'in tümünün Rûhülkuds aracılığı ve Allāh'ın ilhâmıyla yazılmış olduğunu bir kanonikdogma olarak kabûl etmektedir. Ancak bir yandan Hz İsâ'yı Allāh'ın sevgili kulu olarak takdîm eden Sinoptikİncîller'in içerdiği kristoloji, diğer yandan da Hz İsâ'nın Allāh olduğunu beyân eden Yuhanna İncîli ve Pavlus'un mektuplarının içerdiği kristoloji arasındaki derin uçurum; ve ayrıca da vak'alar, kişiler, târihler, yerler bakımından incîller arasındaki çelişkiler Yeni Ahid'in Rûhülkuds aracılığıyla ve Allāh'ın ilhâmıyla yazılmış olduğu iddiasına gölge düşürmekte ve bunların redaksiyonuna İskenderiyeli Filo'nun Logos Teorisi'nin ve Sırrî Dinler'in motiflerinin yanında beşerî vehim ve hatâların da bulaşmış olduğunun beyyinelerini teşkil etmektedir.




* * *




KAYNAKLAR



Genel Kaynaklar

  • The Catholic Encyclopedia Robert Appleton Company (The Encyclopedia Press), 1913 baskısı 15 cild. (Kısa bir versiyonu için Bk.: http://www.newadvent.org/cthen


  • E. Royston Pike/Serge Hutin, Dictionnaire Des Religions, Presses Universitaires de France, Paris 1954


  • Henri de Glasenapp, Les Cinq Grandes Religions du Monde, Payot, Paris 1954


  • L'École Biblique de Jérusalem, La Sainte Bible, Les Éditions du Cerf, Paris 1961


  • Encyclopédie de la Bible, Éditions Sequoia, Paris-Bruxelles 1961


  • Marguerite-Marie Thiollier, Dictionnaire des Religions, Larousse 1966


  • Henri Charles Puech (publié sous la direction de) Histoire Des Religions, Encyclopédie de La Pléïade, vol. II, Éditions Gallimard, Paris 1972


  • Jean Chevalier (publié sous la direction de), Les Religions, Centre d'Études et de Promotion de la Lecture, Paris 1972


  • Paul Poppard (dirécteur de la publication), Dictionnaire Des Religions, 2. baskı, Presses Universitaires de France, Paris 1985


  • Türkiye Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Türk Diyânet Vakfı, ilk 23 cildi, İstanbul 1988-2001


  • Encyclopœdia Britannica, Delux CD2000 edisyonu.


  • Kutsal Kitap – Yeni çeviri, Kitabı Mukaddes Şirketi ve Yeni Yaşam Yayınları, İstanbul 2001


Hırıstiyan îtikādı, Hıristiyanlık âlemi

  • Renan, İsâ'nın Hayatı, çeviren: Ziya İshan, Millî Eğitim Bakanlığı Fransız Klâsikleri, İstanbul 1945


  • Simone Pètrement, Le Dualisme dans L'Histoire de la Philosophie et des Religions, 5 baskı, Gallimard, Paris 1946


  • Renan, Havârîler, çeviren: Ziya İshan, Millî Eğitim Bakanlığı Fransız Klâsikleri, İstanbul 1946


  • Henri Marc-Bonnet, La Papauté Contemporaine, Presses Universitaires de France, 1951


  • Henri Marc-Bonnet, Les Papes de la Renaissance, Presses Universitaires de France, 1953


  • Jean des Graviers, Le Droit Canonique, Presses Universitaires de France, Paris 1958


  • Henri Marc-Bonnet, Histoire des Ordres Religieux, Presses Universitaires de France, 1960


  • Étienne Gilson, Introduction à la Philosophie Chrétienne, Librairie Philosophique J. Vrin, Paris 1960


  • Roderic Dunkerley, Le Christ, Gallimard, Paris 1962


  • Jean-Louis Schonberg, Vrai Histoire des Conciles, Éditions de la Baconnière, Neuchâtel 1962


  • Paul Grenet, Le Thomisme, Presses Universitaires de France, 1964


  • René Metz, Histoire des Conciles, Presses Universitaires de France, 1964


  • Olivier Clément, L'Église Orthodoxe, Presses Universitaires de France, 1965


  • Jean Bosc, La Foi Chrétienne/Accords et Divergences des Églises, Presses Universitaires de France, Paris 1965


  • Roger Mehl, La Théologie Protestante, Presses Universitaires de France, 1966


  • Jean Daniélou, Mythes Païens et Mystère Chrétien, Librairie Arthème Fayard, Paris 1966


  • Oscar Cullmann, Le Nouveau Testament, Presses Universitaires de France, Paris 1966


  • Edmond Jacob, L'Ancien Testament, Presses Universitaires de France, 1967


  • Pierre Adnès, La Théologie Catholique, Presses Universitaires de France, 1967


  • Robert M. Grant, L'Interprétation de la Bible des Origines Chrétiennes à Nos Jours, Éditions du Seuil, Paris 1967


  • Louis Rougier, La Genèse des Dogmes Chrétiens, Éditions Albin Michel, Paris 1972


  • Cécile Morrisson, Les Croisades, Presses Universitaires de France, 1973


  • Hervé Rousseau, La Pensée Chrétienne, Presses Universitaires de France, 1973Th Rey-Mermet, Croire, Droguet&Ardant, Limoges 1981


  • Philippe Ferley, Dieu et le Saint Esprit, Desclée de Brouwer, Paris 1990


  • Gérald Messsadié, L'incendiaire vie de Saül, apôtre, Robert Laffont, 1991



Erken Hıristiyanlık Dönemi Tahlilleri


  • Alfred Loisy, L' Évangile et L' Église, 5. baskı, Librairie Émile Nourry, Paris 1929



  • Alfred Loisy, Les Mystères Païens et le Mystère Chrétien, 2. baskı, Librairie Émile Nourry, Paris 1930



  • Alfred Loisy, Le Mandéisme et les Origines Chrétiennes, Librairie Émile Nourry, Paris 1934



  • Alfred Loisy, Les Origines du Nouveau Testament, Librairie Émile Nourry, Paris 1936



  • Alfred Loisy, Histoire et Mythes à Propos de Jésus-Christ, Librairie Émile Nourry, Paris 1938



  • Alfred Loisy, Autres Mythes à Propos de la Religion, Librairie Émile Nourry, Paris 1938



  • Paul-Louis Couchoud, Le Dieu Jésus, 2. baskı, Gallimard 1951



  • Marcel Simon, Les Premiers Chrétiens, Presses Universitaires de France, 1952



  • Hugo Rahner, Mythes Grecs et Mystère Chrétien, Payot, Paris 1954



  • D.Howlett, Les Esséniens et le Christianisme – Une Interprétation des Manuscrits de la Mer Morte, Payot, Paris 1958



  • Rudolf Bultmann, Jesus and Mythology, Charles Scribner's Sons, New York 1958



  • Rudolf Bultmann, Histoire et Eschatologie, Delachaux et Niestlé, Neuchâtel 1959



  • Edmund Wilson, The Scrolls From Dead Sea, Meridian Books, New York 1959



  • Henri Sérouya, Les Esséniens, Calman-Lévy Éditeurs, Paris 1959



  • Albert Schweitzer, Le Secret Historique de la Vie de Jésus, Éditions Albin Michel, Paris 1961



  • Jacques Rennes, Clartés sur la Bible, Les Éditions de l'Union Rationaliste, Paris 1961



  • Prosper Alfaric, Origines Sociales du Christianisme, Publications de l'Union Rationaliste, Paris 1962



  • Georges Ory, Analyse des Origines Chrétiens, Les Éditions Rationalistes, Paris 1963



  • Prosper Alfaric, À L'École de la Raison/Etudes sur les Origines Chrétiennes, Publications de l'Union Rationaliste, Paris 1964



  • Guy Fau, La Fable de Jésus Christ, 2. baskı, Les Éditions de l'Union Rationaliste, Paris 1964



  • Celse, Contre les Chrétiens, J.J. Pauvert Éditeur, Paris 1965



  • E.-M. Laperrousaz, Les Manuscrrits de la Mer Morte, 3. baskı, Presses Universitaires de France, 1966



  • Rudolf Bultmann, Die Geschichte des synoptischen Tradition/Ergaenzunsheft, 2. baskı, Vandenhoek & Ruprecht, Göttingen 1966



  • René Marlé, Bultmann et l'Interprétation du Nouveau Testamant, Aubier/Éditions Montaigne, Paris 1966



  • Rudolf Bultmann, Die Geschichte des synoptischen Tradition, 7. baskı, Vandenhoek & Ruprecht, Göttingen 1967



  • Rudolf Bultmann, Jésus – Mythologie et Démythologisation, Éditions du Seuil, Paris 1968



  • Marcello Craveri, I Vangeli Apocrifi, Einaudi Editore, Torino 1969



  • Rudolf Bultmann, Le Christianisme Primitif dans le Cadre des Religions Antiques, Payot, Paris 1969



  • Karl Barth, Georges Cottier, Oscar Cullmann, Leopold Malavez, Anton Vögtle, Comprendre Bultmann (Un Dossier), Éditions du Seuil, Paris 1970



  • Louis Evely, L'Évangile Sans Mythes, Éditions Universitaires, Paris 1970



  • C. Dennis McKinsey, The Encyclopedia of Biblical Errancy, Promethean Press, 553 sayfa, 1995



  • C. Dennis McKinsey, The Biblical Errancy: A Reference Guide, Promethean Press, 800 sayfa, 2000






* * *




[1] Gospel: good-spell (hayrlı haber) ya da God-spell (Tanrı haberi) ibârelerinin kısaltılmışıdır.
[2] Arapça haver kökünden türetilmiş olan havârî kelimesi: seçilmiş, kusursuz, taraftar, özverili, arkadaş, dost, bir kimseye yardım eden, kendisini bir dâvâya adayan anlamındadır. Hz İsâ tarafından, kendisine irşâd ve tebliğde yardımcı olmak üzere, seçilmiş olan 12 kişiye Havârîler denir. Bunlar: 1) Şem'un (ya da Simun, Petrus), 2) (Şem'un'un kardeşi) Andreas, 3) (Balıkçı Zebedi'nin oğlu) Büyük Ya'kûb, 4) (Balıkçı Zebedi'nin oğlu ve Ya'kûb'un kardeşi) Yuhanna, 5) Filipus, 6) Bartalmay (Bartolomeus), 7) (İkizlerden) Didimus Yahûda Tomas, 8) Matta (Mattheou: Hudâverdi), 9) (Alfay'ın oğlu) Ya'kûb, 10) Taday (Taddeus), 11) Gayyur Şem'un (ya da Simun) ve 12) Yahûda İskariyot'tur. Yahûda İskariyot, Hz İsâ'yı, Havârîler ile birlikte yemiş olduğu Son Akşam Yemeği'nden sonra, Romalılara 30 gümüş para karşılığında ele vermiş olduğundan, Havârîler'den çıkarılmış ve yerine Hz İsâ'nın halîfesi Şem'un tarafından Mattiya (Mattias) atanmıştır. Havârîler'den ilk dördünün balıkçı, Matta'nın ise gümrük memuru olduğu; ve yalnızca Matta, Yuhanna, Filipus ve Didimus Yahûda Tomas'ın okuma-yazma bildiği rivâyet edilmiştir. Havârîlerin isimleri konusunda da incîller arasında tam bir mutâbakatın bulunmadığı gözlenmektedir. Nitekim Kilise'nin resmî İncîl diye kabûl ettiği dört İncîl'den Markos ve Matta İncîllerinde Taday (Taddeus) diye ismi geçen havârînin yerine Luka İncîli'nde Ya'kûb'un oğlu Yahûda'dan söz konusu edilmektedir.
Hz İsâ'nın havârîlerine Grekçe'de apostolos denilmektedir. Apostolos: gönderilmiş (Arapça'da: resûl), elçi anlamındadır. Bundan dolayı Yeni Ahid'in ilk dört bölümünü oluşturan kanonik incîllerden hemen sonra gelen, havârîlerin ve onlara yakın hıristiyanların Hz İsâ'nın öğretisini yaymak üzere yaptıkları faaliyetlerin ve başlarından geçenlerin anlatıldığı 5. bölümü "Resûllerin (ya da Elçilerin) İşleri" başlığını taşımaktadır. "Resûllerin İşleri"nin 3. kanonik incîlin yazarı olduğu söylenen Luka'nın kaleminden çıkmış olduğu ileri sürülmüştür.
[3] Tarsuslu Saul Mûsâ Şeriatı'na ve mûsevî fıkhının Ferisî mezhebine bağlı, dinî heyecânı galebe çalan, tâvizsiz, fanatik bir yahudi olarak tanıtılmasına rağmen Grek kültürüyle yoğrulmuş biriydi. Babasının Roma İmparatorluğu vatandaşlığını kazanmış biri olması ona Filistin'de büyük avantaj sağlamaktaydı. Kendi dindaşlarıyla olan münâsebetlerinde Saul ismini, Grek ve Roma çevrelerinde ise Pavlus ismini kullanmaktaydı. Hz İsâ'dan sonra emekleme çağındaki Hıristiyanlığa karşı savaş açmış olan Saul Şam'da gelişen bir Hıristiyan topluluğunu ortadan kaldırmağa giderken yolda yaşadığı bir yakazada Hz İsâ'nın ona sitem etmesi üzerine tövbe ederek Hıristiyanlara katılmış ve o ândan itibâren de kendisini Mesîh İsâ'nın İncîli'ni müjdelemekle görevlendirilmiş bir elçi olduğuna inandırmıştır. Ancak Pavlus'un bayraktarlığını yaptığı İsâ, havârîlerin tanımış oldukları etten-kemikten İsâ'dan çok farklı bir İsâdır.
Pavlus yahudî kökenli olmayan yabancıların Hıristiyanlığa kabûl edilmelerinde sünnet ameliyesinden muaf tutulmalarını savunduğu için, Hz İsâ'nın halîfesi Şem'un (Petrus) ile anlaşmazlığa düşerek kendi anlayışında bir Hıristiyanlık propagandası yapmak üzere Anadolu ve Yunanistan üzerinden Roma'ya doğru yola çıkmış ve, eğer doğru ise, Roma'da muhtemelen M.S. 67 yılında başı kesilerek öldürülmüştür. Saul'un Yunan-Roma kültürüne olan âşînâlığı onun bu kültür dünyâsında yeşeren gnostik fikirlerden de İskenderiyeli Filo'nun Logos Teorisi'nden de haberi olduğu ve yeni dini yayarken bunların etkisi altında kalmış olabileceği hakkında kuvvetli şüpheler uyandırmıştır.
Gnostik mahfellerin Hıristiyanlığın pavlusvârî yorumunun doğuşunda önemli bir etken olup olmadığı bugün dahi konunun otoriteleri tarafından enine boyuna tartışılmakta olan bir meseledir. Bu konuda ayrıntılı bir araştırma yapmış olan Gérald Messsadié'nin L'incendiaire vie de Saül, apôtre (Havârî Saul'un Yangın çıkaran Hayatı; Robert Laffont, 1991) isimli eserinin 437. sayfasında: "Saul'un faaliyetinin temelindeki muharrik kuvvet onun hırsından başka bir şey değildir... Saul, İsâ'nın öğretisini bilmediği gibi bu öğreti hakkında da düşünmüş biri değildi; fakat o, İsâ'nın sembolüne el koyarak daha önceki dinlerin modeline benzeyen yeni bir din îcad etmiştir" demekte olduğunu kaydedelim.
Grekçe gnosis yâni irfan kelimesinden türetilmiş olan gnostik kelimesi de ârif ya da ârifâne anlamlarına gelmektedir. Gnostik doktrinler, insanın selâmetinin ancak ilim-irfan aracılığıyla olduğu temel fikri etrâfında gelişen bâtınî ve dolayısıyla çok girift bir îmân cereyânıdır. Mö V. yüzyıldan MS IV. yüzyıla kadar çeşitli formlarda etkili olmuşlardır.
[4] İtalya'nın kuzeyinde bulunan bir şehir. İtalya'nın güneyinde deniz kıyısındaki Taranto şehriyle karıştırmamak gerekir!
[5] Aynı Konsil'de farklı Hıristiyan toplulukları arasında tartışma konusu olmuş olan, Hıristiyanların i'tibâr edeceği "Eski Ahid"in (Eski Antlaşma'nın, Ahd-i Atîk'in) muhtevâsının ne olduğu da karara bağlanmıştır. Eski Ahid ve Yeni Ahid diye bir sınıflandırma ise ilk defa III. yüzyılın başında Tertullianus tarafından teklif edilmiş ve kullanılmıştır.
[6] Pavlus'un mektuplarının, Paul Poppard: Dictionnaire des Religions, 2. baskı, PUF, Paris 1985, s. 1282-1283'de verilen kronolojisine göre: ilk yazılan Selânik'lilere mektuptur (MS. 51), sonuncusu ise Timoteos ve Titus'e yazdıklarıdır (MS. 61). Buna karşılık gerek İbrânîlere Mektûb'un gerekse Timoteos ve Titus'e Mektupların Pavlus'un eseri olmadığı ve MS. 95-105 dolaylarında yazıldığı ileri sürülmüştür.
[7] Aslında Atina'lı putperest bir ailenin çocuğu olarak Atina'da doğmuş fakat hocası Pantaneus tarafından hıristiyan yapıldıktan sonra onun İskenderiye'de kurmuş olduğu Hıristiyan Akāid Okulu'nun M.S. 180 yılından itibâren yöneticiliğini yapmış olan Titus Flavius Clemens ömrü boyunca gnostik mahfellere karşı hıristiyanlığın müdafaasını yapmıştır.
[8] İskenderiye'li Clemens'in öğrencisi ve okulunun kendisinden sonraki yöneticisi olan Origenes de hocası gibi ömrü boyunca gnostik mahfellere karşı ve özellikle de çok etkili bir kişiliğe sâhip bir gnostik olan Valentinus'a karşı hıristiyanlığın müdafaasını yapmıştır.
[9] Ebionim, İbrânice'de fakir anlamına gelmektedir. Bunların ismi ilk kez Lyon Piskoposu Azîz İrenaeus'un (M.S. 120/140 –200/203?) Adversus Haeresas (İmân Sapıklıklarına Karşı) isimli kitabında zikredilmiştir. Bunlar tek bir Tanrı'ya ve Hz İsâ'nın da: 1) "Mesîh" ve Tanrı'nın "gerçek peygamberi", fakat 2) Hz Meryem ile Yûsuf'un evliliğinden doğmuş çocukları olduğuna inanmaktaydılar. Ebionitler Mûsâ Şeriatı'na sıkı sıkıya bağlı olmakla birlikte kurbanlardan sarf-ı nazar ediyor ve et yemiyorlardı. İrâdî olarak fıkaralığı seçmişlerdi ve abdest almak ibâdetlerinin bir parçasıydı.
[10] Sinod: bir piskoposun rûhânî idâresine tâbi' mıntıkanın işlerini görüşüp karar almak üzere piskoposun başkanlığında toplanan kurul.
[11] Konsil: papazların îmân, ibâdet ve diğer hıristiyanlık konularını tartışmak ve karara bağlamak üzere yaptıkları toplantı. Konsiller eyâlet, ülke ya da bütün dünya temelinde olabilir. Eğer Papa tarafından bütün dünyâ papazları toplantıya çağırılırsa buna ökümenik Konsil adı verilir ve bu konsile Papa başkanlık eder.
[12] Grekçe apokrufos yâni "gizli tutulan" anlamındaki kelimeden türetilmiş, daha sonra Kilise terminolojisinde anlam kaymasına uğrayarak aşağılayıcı bir anlam yüklenmiş ve "sahte ve sapık" olduğu iddia edilen kitaplar ve yazılar için kullanılmıştır. İranaeus Adversus Haeresas (İmân Sapıklıklarına Karşı) isimli kitabında daha da ileriye giderek apokrif incîlleri "piç" olarak nitelendirmiştir.
[13] Grekçe gnosis yâni irfan kelimesinden türetilmiş olan gnostik kelimesi de ârif ya da ârifâne anlamlarına gelmektedir. Gnostik doktrinler, insanın selâmetinin ancak ilim-irfan aracılığıyla olduğu temel fikri etrâfında gelişen bâtınî bir îmân cereyânıdır. Mö V. yüzyıldan MS IV. yüzyıla kadar çeşitli formlarda etkili olmuşlardır.
[14] Bk. Marcello Craveri: I Vangeli Apocrifi, Einaudi Editore, Torino 1969. Bu listeye çeşitli yazarların varlığından söz etmiş ya da bazı pasajlarını eserlerinde takdîm etmiş oldukları, ama tümü hakkında bir bilgimizin bulunmadığı Yeni Ahid apokrifleri dâhil edilmemiştir.
[15] Bu apokrifin tek nüshası olan Kıptîce nüshada hiçbir noktalama işâreti ya da bölüm ayrımı bulunmadığından bunu tetkik edenler kendi anlayışlarına göre 114, 118 ya da 120 loggia tesbit edebilmektedirler.
[16] Loggia: söz, hadîs.
[17] Grekçe, "aynı görüş açısıyla" anlamındaki sunoptikos kelimesinden türetilmiştir. Sinoptik İncîller Hz İsâ'nın hayatını takdîm ederken metinleri arasında, uslûb ve muhtevâ açılarından, büyük benzerlikler arz eden kitaplardır. Yuhanna İncîli ise gerek dil, gerek bakış açısı, gerekse muhtevâ bakımından Sinoptik İncîller'den çok farklı ve felsefî içeriği olan bir incîldir.
[18] Markos ve Luka, Pavlus'a seyâhatlerinde refâkat etmiş olan kimselerdir. Markos'un ilk isminin Yuhanna olduğu ve ilk hıristiyanların, toplantıları için, Markos'un annesinin Kudüs'deki evini kullanmış oldukları rivâyet edilmektedir. Markos, Pavlus ile Barnabas'ın ilk misyonerlik seyâhatine onların hizmetkârı olarak katılmış, daha sonra da Roma'da ve Efes'de Pavlus ile birlikte faaliyet göstermiştir. Pavlus'un ölümünden sonra Petrus'un hizmetinde tercüman olarak çalıştığı ve M.S. 65-70 dolayında, avâmî bir Grekçe ile, putperestler için Markos'a Göre İncîl'i kaleme almış olduğu efsânesi yayılmıştır. Gene rivâyet edilmektedir ki Markos İskenderiye Hıristiyan Kilisesi'ni kuran zâttır. Bu şehirde ölüp gömüldüğü söylenmektedir. Ancak Markos'a izâfe edilen incîlin, söz konusu bu Yuhanna Markos tarafından mı yoksa Roma'da hıristiyanlara yapılan eziyet ve zulümlerin tanığı olan ve hıristiyanların mâneviyâtını yükseltmek isteyen Romalı hıristiyanlardan bir başka Markos tarafından mı yazılmış olduğu da bilinmemektedir. Bugünkü incîl tefsircilerinin çoğunluğu Markos'a Göre İncîl'in söz konusu kanonik incîllerin en eskisi olduğunda mutâbıktır.
[19] Kilise'ye mensûb yazarlar ile yazdıkları kitabın Kilise'yi gücendirebilecek olan aykırı bir ifâde ihtivâ etmemesini isteyen kilise-dışı yazarlar eserlerini bulundukları bölgede Kilise'nin en yüksek makāmına takdîm ederek basılma müsaadesi taleb ederler. Eserin incelenmesi sonunda Kilise'nin öğretisine aykırı bir şey bulunmaz ise "Nihil Obstat" kararı verilir. Bu, "eserde îtirâza mahal bir şey yok" demektir. Bundan sonra yapılan ikinci ve bağımsız bir incelemede de ilk kararın değişmesini gerektirecek bir unsur bulunmazsa "Imprimatur" kararı yâni "basım izni" verilir.
[20] "Kutsal Yazılar'ın tümü Allāh'ın ilhâmıdır" (Timoteos II. 3, 16)
[21] Kristoloji: 1) Hz İsâ'nın şahsına ve görevine bakış açısı, 2) Hıristiyan Teolojisi'nin yalnızca Hz İsâ'nın hüviyeti ile ilgili bölümü, 3) Hz İsâ'nın hüviyeti ile ilgili bir teori ya da doktrin.
[22] Kolossa (Colossae) Denizli vilâyetinin sınırları içinde, Acıgöl'ün batısında, bugünkü Honaz ilçesi civârında ve Aksu çayı üzerinde bir grek şehri idi.
[23] Bundan böyle: Mar, Luk, Mat ve Yuh kısaca Markos, Luka, Matta ve Yuhanna incîllerine; Ri Resûllerin İşleri'ne, Kol Kolossa'lılara Mektûb'a, ve bunları izleyen iki tür rakkam da bölüm ve cümle numaralarına işâret edecektir.
[24] Sînâ Dağı'nda Hz Mûsâ'ya On Emir'in yazılı olduğu levhaların verilmesinin hâtırasını zinde tutan bayram. (Elvâh-ı Aşere: On levha).
[25] Bk. C. Dennis McKinsey, The Biblical Errancy: A Reference Guide, Promethean Press, 800 sayfa, 2000.
[26] A.B.D.nde Loyola Marymount üniversitesi'nden Prof. Felix Just'ın sayımına göre.
[27] Bk. http://members.tripod.com/~Ramon_K_Jusino/magdalene.html
[28] ökümenik, Grekçe: oikoumenê gê (meskûn dünya) deyiminden türetilmiş bir kelimedir. Kilise terminolojisinde "bütün hıristiyanları ilgilendiren" anlamında kullanılmaktadır. Ökümenik Konsil bütün papazların çağrıldığı konsildir. Roma Kilisesi, Doğu Kilise'sinin ayrılmasından sonra, bütün katolik papazların çağrıldığı konsile ökümenik Konsil demektedir.
[29] Azîz Atanasyus'un (293-373) ifâdesiyle: "Baba Allāh'dır, Oğul Allāh'dır, Rûhülkuds Allāh'dır; ama gene de üç tâne ayrı ayrı Allāh değil bir tek Allāh vardır"
[30] "Başlangıçta Logos (Kelime) vardı. Logos Allāh ile birlikteydi ve Logos Allāh'dı. Başlangıçta O Allāh ile birlikteydi. Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı. Her varlıkta hayat O'ydu ve hayat da insanların nûruydu" (Yu 1, 1-4)
[31] G.H.Joyce, The Blessed Trinity, The Catholic Encyclopedia, cild XV, Robert Appleton Comp., 1913. (Kezâ Bk. http://www.newadvent.org/cathen.)
[32] 325 yılında İznik Konsili'nde alınmış karara göre.
[33] Hıristiyanlar, ve bilhassa Katolikler, Hz âdem ile Havvâ'nın Cennet'teki yasak ağacın meyvasından tatmak sûretiyle işlemiş oldukları günâhın bütün insanlara da rücû' ettiğini ve her doğan çocuğun günahkâr olarak doğduğunu, vaftîz olmadan ölen çocuğun ise hem yükünü taşıdığı Hz âdem ile Havvâ'nın İlk Günâh'ından ve hem de Kilise'ye katılma fırsatı bulamadan ölmüş olmasından ötürü Cehennem'e gideceğine inanırlar.
[34] Bk. Pavlus'un İbrânîlere Mektûb'u 9, 15 ve 27-28.
[35] I. Vatikan Konsili'nde büyük kavgalardan sonra zar zor alınmış olan bir karara göre Papa, Papalık Kürsüsü'nden (ex cathedra) konuştuğu zaman (hâşâ!) lâyuhtî ve lâyüs'el'dir. Yâni hatasızdır ve kendisine aslā sorgu sual edilemez.
[36] Prof.Dr. Karl Rudolf Bultmann Almanya'da Breslau, Giessen ve Marburg üniversiteleri'nde hocalık etmiş; Marburg üniversitesi hocalarından Prof. Martin Heidegger'in varoluşçuluk felsefesinin etkisinde kalmıştır. Kutsal Kitaplar'ın hermeneutik'i konusunda bir ekol kurmuştur. öğrencilerinden Ernst Kaesemann, Ernst Fuchs ve Gerhard Ebeling ise bu ekolün Bultmann'dan sonra bellibaşlı temsilcileri olmuşlardır.
[37] Efsânesizleştirme: almancası Entmythologisierung, ingilizcesi demythologization, fransızcası démythologisation.
[38] R. Arnaldez, J. Pouilloux, C. Mondésert, Les Œvres de Philon d'Alexandrie, 36 cild, Paris 1961.
[39] Cemaatin grekçesi ecclesia'dır (ekklesia diye okunur). Bu kelime İtalyanca'da la chiesa (lâkieza d.o.) ve Fransızca'da l'église (legliz d.o.) ve Almanca'da da die Kirche (dî kirhe d.o.) yâni kilise kelimelerine yol açmıştır.
[40] Tıpkı Yeni çağlar'ın bir Sırrî Dini olan Masonluk'da olduğu gibi.
Tasarım & Geliştirme | magicleaves