Buradasınız

ENERJİ STRATEJİSİNİN ÖNEMİ

ENERJİ STRATEJİSİNİN ÖNEMİ
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre



Türkiye'nin Enerji Açısından Trajik Durumu



Üretilen elektriği Türkiye'nin dört bir yanına ileten enterkonnekte şebekemiz de, şehirlerimizdeki elektrik dağıtım şebekelerimiz de maalesef fevkalâde yetersizdir. Bundan dolayı üretilen elektriğin bir bölümü kaybolup gitmektedir. Ayrıca üretilen elektriğin önemli bir bölümü de yaygın bir biçimde kaçak olarak tüketilmektedir. Söz konusu kayıplar ve kaçakların üretilen elektriğe oranı % 20,4 dür. Yalnızca kaçak olarak kullanılan elektriğin bugünkü râyic üzerinden ticârî değeri: bir buçuk milyar dolardan yâni 700 MWe gücündeki bir nükleer santralin bedelinden daha fazladır.



Öte yandan, gerektiğinde Avrupa Birliği'nden elektrik ithâl etmemizi sağlayacak olan enterkonnekte şebekemizin Avrupa Birliği'nin enterkonnekte şebekesine bağlanması, aşılması zor ama halledilmesi mümkün teknolojik ve siyâsî etkenler yüzünden şimdilik bir hayâldir. Şehirlerin dağıtım şebekelerinin ıslahı için ise gerekli olan yatırım her biri 700 MWe'lik dört adet nükleer santralin bedeli kadardır.
Dünya Enerji Konseyi Türkiye Millî Komitesi'nin en son (1999 yılı için) istatistiklerine göre Türkiye'de kişi başına elektrik tüketimi yılda 1416 kWh'dir (kWh: kilovatsaat). Bu değer yaklaşık 2000 kWh olan Dünya ortalamasının da altındadır.



1999'daki birincil kaynak toplam üretimimizin petrol eşdeğeri 27.059.000 TEP (ton eşdeğer petrol), buna karşılık toplam tüketimimizin petrol eşdeğeri ise 76.773.000 TEP'dir. Buna göre ülkemiz ürettiği birincil enerji kaynaklarından % 184 daha fazlasını ithâl etmek zorunda kalmaktadır; ya da başka bir deyişle üretimimizin tüketimimize oranı yalnızca % 35,2'dir.



Fevkalâde iyimser tahminlere dayanılarak 2020 senesinde ülkemizin birincil enerji kaynaklarımızın toplam üretiminin 70.238.000 TEP, tüketiminin ise 298.448.000 TEP olacağı ümid edilmektedir. Bu durumda 2020 yılında ülkemiz, üreteceği birincil enerji kaynaklarından % 325 mislini ithâl etmek mecbûriyetinde kalacak; yâni bir başka deyişle, üretimimizin tüketimimize oranı % 23,5'e düşecektir.



Bugünkü yıllık üretim mikdarlarının artmayacağı varsayımı altında, tesbit edilmiş olan rezervlerimizden: 1) taşkömürünün daha 200 sene kadar, 2) linyitin 100 sene kadar, 3) ham petrolün 13 sene ve 4) doğalgazın da 12 sene kadar üretilebileceği tahmin edilmektedir.



Enerji üretimin teknolojisini bilmeyenler, sık sık, Türkiye'nin hidrolik potansiyelini devreye sokup enerji meselesini bu yolla halletmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Türkiye'nin kullanılabilir hidrolik potansiyeli yaklaşık 35.000 MWe kadar bir kurulu güce denktir. Bunun hâlen 9.935 MWe kadarı bilfiil kurulu ve üretim yapar durumdadır. Geri kalan 25.000 MWe kadarlık bölüm 2020 senesine kadar hizmete girse bile, bunun, ülkenin enerji ihtiyacı için kömüre de doğalgaza da nükleer enerjiye de bir alternatif olması mümkün değildir. En iyimser değerlendirmelerle 2020 yılında Türkiye'nin ihtiyâcını karşılamak üzere kurulu elektrik üretim gücünün 109.218 MWe ve buna hidrolik potansiyelin katkısının da 29.984 MWe olacağı tahmin edilmektedir.



Ülkemizin enerji meselesi, bu çerçeve içinde, dramatik değil trajik bir durum arzetmektedir. Enerji meselesinin bu duruma gelmesinde "Beş Yıllık Kalkınma Plânları"ndaki kararları yeteri kadar güçlü bir siyâsî irâde ile destekleyememiş, Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. gibi kurumların başına elektrik mühendisi yerine muhasebeci, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu gibi kurumların başına atom mühendisi yerine veteriner.. ve benzerlerini tâyin edebilmiş, yâni işi ehline havâle etmeyi becerememiş ve kendilerini defalarca uyarmış olan uzman kurumları ve danışmanları ise hiç dinlememiş olan hükûmetlerin büyük sorumlulukları vardır.



Konvansiyonel Enerji Kaynaklarının Tüketim Stratejisi



Dünyâ'da enerjinin: 1) kaynakları, 2) teknolojisi ve 3) uygulama imkânları bakımından kendi kendine yetebilen ancak birkaç ülke vardır. Son yüzyılın bütün savaşlarının görünen sebeplerinin ardındaki temel sebebin birincil enerji kaynaklarının tekelini ele geçirmek ya da en azından bunlara erişen yolların açık tutulmasını sağlamak olduğu husûsunda pek çok târihçi birleşmektedir.



Petrol, doğal gaz ve kömür gibi konvansiyonel enerji kaynaklarının bilinen rezervleri hızla tükenmektedir. Bu durum Dünyâ'nın politik stabilitesini sarsan bir gerilim ve potansiyel bir tehlike ihdâs etmektedir. Bugünkü rezervlerin durumu göz önüne alındığı takdirde, genellikle: 1) petrol rezervlerinin 2050, 2) doğal gaz rezervlerinin 2070 ve 3) kömür rezervlerinin de 2150 yıllarında tükenmiş olacağı hesaplanmaktadır. Bu tüketimin ivmesinin artmasına çeşitli faktörler katkıda bulunmaktadırlar.



A. Bunların başında gelişmekte olan ülkelerin: 1) artmakta olan nüfusları, ve 2) geçirmekte oldukları sanayileşme süreci çerçevesinde her yıl enerji ihtiyaçlarının % 5-10 dolaylarında artması gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu oran % 0,5-1,5 arasında sâbit kalmıştır.

B. İkinci faktör Dünyâ Petrol ve Kömür Kartelleri'nin, petrol ve kömüre alternatif olabilecek bir enerji kaynağının yayılmasının güçleri yetebildiğince önüne geçerek, kendi mallarının tüketimini arttırma çabalarıdır.



Söz konusu kartellerin bunu gerçekleştirebilmek üzere uyguladıkları stratejinin esası çok basittir. Bunlar kendi mallarına rakîb ve gerçek alternatif olarak gördükleri nükleer enerji hakkında halk kütlelerinde aşırı duyarlılıktan paranoyaya kadar uzanmasını istedikleri bir kollektif histeri uyandırmak için: 1) çevreci geçinen bazı millî ve uluslararası örgütleri, 2) akademik titre sâhip bazı kimseler ile bazı politikacıları, ve 3) yazılı ve görüntülü basında etki altında tutabildiklerini çeşitli yollarla beslemektedirler.



C. Üçüncü faktör ise A.B.D.nin petrolün rahat, yaygın ve hızlı tüketimine dayanan ileri-görüşlü enerji stratejisidir. A.B.D. büyük petrol havzalarına ulaşımın açık olması için savaşı bile göze almakta, fakat Alaska ve Teksas'daki kendisinin petrol rezervlerinin hemen hemen %50 ye yakın bir bölümünü hiç kullanmamaktadır. Amacı Basra Körfezi, Hazar Denizi, Kuzey Denizi, Orta Asya ve Güney Amerika petrol havzalarının tükenmesinden sonra bir süre benzinin, kerozenin ve petrokimya sanayinin tekelini ve dolayısıyla da Dünya'nın ekonomik egemenliğini eline geçirmektir.



Nükleer Enerjinin Önemi



Bugün nükleer enerji 32 ülkede devrede bulunan 440 nükleer santral sâyesinde Dünyâ elektrik üretiminin % 16 sını temin etmektedir. Hâlen 33 nükleer santral inşâ hâlindedir. 49 nükleer santralin inşaatı da plânlanmıştır.



Türkiye 1955 yılından beri nükleer enerjinin sulhçu amaçlara yönelik nîmetlerinden yararlanmak için hazırlık yapmış bu alanda binden fazla nükleer mühendis, uzman ve teknisyen yetiştirilmiştir. Bir nükleer santral kurmak için konu A.B.D., İsviçre ve İspanya firmalarından oluşan üçlü bir konsorsiyuma havâle edilmiş ve bu konsorsiyum da 1969 târihli raporunda, ülkenin şartlarına daha çok uyduğu gerekçesiyle Türkiye'nin: doğal uranyum ve basınçlı ağırsulu, 400 MWe gücünde PHWR tipi bir nükleer santralle işe başlamasını tavsiye etmiştir.



Türkiye, nükleer birincil kaynaklar bakımından sistematik bir araştırmaya tâbî tutulmamış olmasına rağmen, toprak sathında bulunan 10.000 uranyum ve 380.000 ton da toryuma sâhiptir. Bu, Dünyâ'nın ikinci büyük toryum rezervidir. Sistematik ve derinliğine bir araştırma yapılırsa bu toryum rezervinin bir milyon tona, uranyum rezervinin de yüz bin tona ulaşması beklenmektedir. Türkiye enerji bağımsızlığını kendisine en az 350-400 yıl boyunca önemli ölçüde sağlayabilecek olan bu potansiyeli değerlendirebilecek siyâsî irâdeden maalesef mahrûm gözükmektedir. 1970'lerde, 1980'lerde ve 1990'larda açılan nükleer santral ihâleleri de gene siyâsî irâde aczinden sonuçlandırılamamıştır. Günün birinde bir dördüncü ihâle açılacak olursa artık Türkiye'yi ciddîye alıp da teklif verecek olan firma bulmak hiç de kolay olmayacaktır.



1980'li yılların başında Türkiye ile Güney Kore, nükleer uygulamalar açısından, aynı düzeyde bulunmaktaydılar. Fakat Güney Kore nükleer enerjiden yararlanmak konusunda ülkenin yararına ulusal bir politika ve strateji tesbit etmiş ve gelip-geçen hükûmetler de, ne olursa olsun, buna uymayı bir erdem bilmiştir. Bu politik kararlılık bugün Güney Kore'yi: 1) nükleer enerji kökenli elektrik üretiminde, 2) nükleer santral teknolojilerine hâkimiyette, ve 3) bu alanda yaratıcılıkta Türkiye'nin fersah fersah önünde bir konuma taşımış bulunmaktadır. Güney Kore'de hâlen sekizini bizzat Güney Korelilerin inşa etmiş oldukları tam on bir nükleer santral çalışmaktadır. Bunların toplam gücü 9.616 MWe'dir. Bu nükleer santrallerin önemli bir bölümünün jeneratörleri de artık Güney Kore'de Hanjung firması tarafından üretilmektedir.



Güney Kore örneği, bir ulusun: A) politik kararlılığını hiç şaşmadan kullanmasını bilmesi, ve B) bilim adamlarına güven duyması sâyesinde 15-20 yıl gibi kısa bir zaman diliminde olağanüstü bir teknolojik atılım gerçekleştirebilmiş olması açılarından ibretle izlenmesi gereken bir örnektir.
Tasarım & Geliştirme | magicleaves