Buradasınız

UTANCIM DERİN [TAHA KIVANÇ]

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi 03 Mart 2007 târihli Nüshâsı
Yazan: Taha Kıvanç

Utancım derin

Eskilerin cehaleti sergilemek üzere anlatmayı sevdikleri bir kıssa vardır.

Kurban olayını anlatmak için kürsüye çıkan biri, “Hz. Davut Allah'a 'Yarabbi bana bir kız çocuğu ver de sana kurban edeyim' diye yakarmış. Duası yerine gelmiş ve Ayşe doğmuş. Tam adağını yerine getireceği sırada Azrail gökten bir keçiyle çıkagelmiş, 'Kızı bırak, keçiyi kurban et' demiş…”

Sabrı o noktaya kadar dayanan bir dinleyici, “Edep yahu!” nidasıyla söze destursuz girmiş: “Hangi yanlışını düzelteyim: O peygamber Hz. Davut değil Hz. İbrahim… İstediği çocuğun cinsiyeti kız değil erkek… Doğan çocuğun adı Ayşe değil İsmail… Gökten gelen melek Azrail değil Cebrail… Kurban edilen de keçi değil koç…”

Prof. Şafak Ural'la ilgili YÖK'ten gönderilen Şubat 2007 tarihli yazıda benzer bir durum var. Dün yazdım: Mektupta sözü edilen kitap yeni değil, 1983 tarihli bir toplantının 1987'de basılan tutanakları… Şafak Ural kitabın editörü değil, toplantıya tebliğ sunan biri sadece… Toplantıyı düzenleyen kuruluş saygın bir bilim ocağı, herhangi bir cemaatle irtibatı bulunmuyor… Toplantının düzenlendiği 1983 yılında 'Fethullahçılık' diye bir akım da yok…

Hangisini düzelteyim?” hikâyesi gibi gerçekten… Kimbilir hangi 'sayın muhbir vatandaş', kimbilir hangi sâiklerle, İstanbul üniversitesi rektör yardımcılığı koltuğunda oturan Prof. Şafak Ural aleyhine böyle bir işgüzarlığa kalkışmış… YÖK de konuyu İü Rektörü Prof. Mesut Parlak'a şikâyet etmekte…

Bu olaydan Prof. Özemre'nin kendi sitesinde yayımladığı açık mektup sayesinde haberdar oldum. Ancak özetleyerek verebildiğim mektubun bütününü okumanızı isterim.

Prof. Özemre'nin konuyla ilgilenmesinin birden fazla sebebi var: Toplantının katılımcılarından biriymiş ve kendisi de bir tebliğ sunmuş… Şikâyete muhatap Prof. Şafak Ural doktorasını 'epistemoloji' alanında Prof. Özemre'nin yanında yapmış… Şikâyet mektubunun altında imzası bulunan YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç'i de iyi tanıyormuş…

Konu bir gazetede haber olduğunda, "Bu yazı densiz mi densiz bir bürokrat tarafından kaleme alınıp da yorgun bir ânında YÖK Başkanına imzalatılmış olmalı" düşüncesi geçmiş Prof. Özemre'nin aklından… Sebebini şöyle anlatıyor: “Zirâ Galatasarayı Mekteb-i Sultânisi'nden benden yalnızca bir yıl sonra 1955'de mezun olmuş, dolayısıyla aynı Türk ve Fransız hocalardan feyz alarak aynı eğitimden geçmiş olan Anayasa Profesörü 496 Erdoğan Teziç'in böyle (..) bir yazı yazabileceği benim zihnimin asla kabûl edebileceği bir şey değildir.”

Yetişme çağlarında aldıkları terbiyeden, özel eğitimden söz ediyor Prof. Özemre… İsterseniz ben aradan çıkayım da açık mektubun ilgili satırlarını kendiniz okuyun:

Gerçekten de Galatasarayı Mekteb-i Sultânîsi mezunları bizler, birbirimizi iyi tanırız.: 1) Siz de hâfız ve hacı bir babanın, merhûm ârif Teziç beyin oğlusunuz; ben de hâfız ve hacı bir babanın, merhûm Nûrullah Özemre'nin oğluyum. 2) Ben de Üsküdar'da bâzı yaşıtlarımla birlikte bir hoca hanımdan –merhûm Ulviye hanımdan– İsmet İnönü'nün baskı döneminde bu gibi faaliyetler için alınması gereken tedbirlere ve gizliliğe titizlikle riâyet ederek, eski yazı ve Kur'ân öğrenirken siz de gene aynı dönemde bâzı yaşıtlarınızla birlikte Fâtih'de Mesihpaşa Câmii imâmı merhûm Mehmet Selim Eryavuz Hocaefendiden (1881-17 Mayıs 1960) eski yazı ve Kur'ân öğrenmekteydiniz. 3) Siz Fâtih'de Mesihpaşa Câmii'nde [merhûm Prof. Dr. Târık Zafer Tunaya'dan (1916-1991) erişen ama doğruluğunu maalesef tesbit edememiş olduğum bir rivâyete göre] ezan okurken benim de Üsküdar'da Ayazma Câmii'nde birkaç kere ezan okumuşluğum vardır. 4) Ben de sporcuydum, atletizm yapardım; siz de sporcuydunuz, voleybol oynardınız. 5) Siz Voleybol Millî Takımı'na pekçok kere seçildiniz; ben ise Yugoslavya'da yapılacak uluslararası bir müsâbaka için Genç Millî Atletizm Takımı'na seçildim, ama son anda Atletizm Federasyonu bu müsâbakaya katılmaktan vazgeçtiydi.”

Bu satırlardan utanacak ne çıkarıyorsun?” diye sormayın lütfen, gücenirim.

Tek parti döneminin dindarlar için gerçekten zor şartlarında kendini bulma mücadelesi veren bir genç olarak düşünün kendinizi… Babanız hem hâfız, hem de hacı… Sağlam bir eğitim görmeniz için sizi bir yandan Galatasaray'da okutuyor, bir yandan da özel hocalar tutuyor, eski yazı ve Kur'an öğrenmenizi sağlıyor… Okuyup hukuk profesörü oluyorsunuz, böylece Galatasaray eğitiminiz karşılığını buluyor… Peki ya öteki eğitimin karşılığı?

Benim utancım işte bu noktada; “Bu ilgisizlik ve kayıtsızlıkta benim de herhangi bir payım var mıdır acaba; bunda sebep bizler miyiz?” diye düşünmeden edemiyorum çünkü…

Utanıyorum işte…

Tasarım & Geliştirme | magicleaves