Buradasınız

ÜSKÜDAR'IN BİR 'SIR'LISI [SADIK YALSIZUÇANLAR]

Üsküdar'ın Bir 'Sır'lısı

Sadık Yalsızuçanlar

Üsküdar'ın bir sırlısı daha çekildi göğümüzden. Bilgelik tarihimize birbirinden kıymetli onlarca eser kazandıran, zarif ve çelebi insan, yetkinleşme hikayesinin tanığı nice değerli söz ve hatıra bırakarak Cemal'e yürüdü.

Üsküdar, dünyanın ikinci manevi merkezi olan İstanbul'un iki çekim merkezinden biridir. Biri Fatih, yani Merkez Efendi, diğeri Üsküdar. Üsküdar, Aziz Mahmud Hüdayi gibi nice seçkin bilgenin toprağını çiğnediği aziz, kutlu bir yerdir. Özemre gibi nice bilgeye ev sahipliği yapmıştır. Allah'ın gayret kubbesinde gizlenmiş, bize sadece izin verildiği kadarıyla manevi çehresini gösteren velilerin çoğu sırlanmıştır. Sır, paylaşılmayan, deşifre edilemeyen olduğu kadar, henüz verilmemiş olandır. Birçok yetkin insan Allah'ın gizlilik örtüsüyle sırlanır. Bunların pek çoğu da Üsküdar'dadır.

Üsküdar'ın biz modern(ist)lere örtünmüş olan irfani yüzünü Özemre Hoca, Üsküdar'da Bir Attâr Dükkânı, Üsküdar, Ah Üsküdar ve Üsküdar'ın üç "Sırlı"sı ile anlatmış, o samimi, çelebi ve zengin üslubuyla, kaybettiklerimizi hatırlatmıştır. Özemre hocanın ayırıcı nitelikleri arasında, uğraştığı 'bilim' alanına olan derin vukufiyeti, özellikle İslam'da Aklın önemi ve Sınırları ile önümüze getirdiği meseleler, neşveli ve bereketli Uşşaki yolunun geleneksel edep ve erkanına olan aşinalığı, yatkınlığı ve nihayet, seyr-i süluk çıkarmaksızın bir insanın ilim ve edeple nasıl kamil mürşid olabileceğini, irşada ehil hale gelebileceğini göstermesidir.

Kamil Mürşitlerin Mirası, bunun sırlarını ve inceliklerini anlatır. Ülkemizin ilim ve irfan yaşamına yaptığı unutulmaz katkıların yanı sıra, Özemre, bir edep anıtı olarak, insanlar arasında nasıl temiz bir kimlikle yaşanabileceğini göstermiş, yüzlerce öğrenci yetiştirerek, ilmini gelecek kuşaklara miras bırakabilmiştir. 1935 yılında başlayıp, 2008'in 25 Haziran'ında noktalanan bu sırlı yaşama elliyi aşkın telif sığdıran, fizik bilimine ve ülkemizin bilim kurumlarına unutulmaz katkılar sağlayan Özemre'nin bendenizi en çok heyecanlandıran çalışmalarından biri, İzutsu çevirileri diğeri, Aziz Toma İncili idi. Otuzlu yıllarda Mısır'da keşfedilen ve yüz on dört Hz. İsa hadisinden oluşan bu irfani İncil'e ilişkin nefis çalışması, bu çorak alana bir yağmur gibi inmiştir.

Yeterli ilgiyi devşirememiş olması bir üzüntü nedenidir lakin, ilim kaybolmaz ve buharlaşmaz. Alimin ölümü, alemin ölümü, denmiştir. Kamil bilgeler, alemi temsil eder. Alem, Arapça'da, yüce alem için kullanılır. Bizim yaşadığımız dünya, denidir, aşağı alemlerin en aşağısıdır ve 'esfel-i safilin' tabirine layıktır. Alim, bizi, bu deni dünyadan çekip alır ve el-alem'e, yüce alemlere götürür. Heidegger'in dediği gibi, bizler, yeryüzünde yaşarız ama göklerle çevriliyizdir. Özemre, hayatıyla ve hayatının birkaç meyvesi olan eserleriyle, bizim gökle temasımızı yeniden kurma azminde bir bilge idi.

Hüsameddin Uşşaki hazretleri şöyle der: "Ey gönül! Sana olan hidayeti bil, âsi olup, Sultan hazinesini yabanlara harç etme. Himmeti yüce eyle. âdem'den gâfil olma. Her gördüğünü adam sanma. Yaban yerlere harç olan hizmeti ve himmeti Sultan'a harç et. Sultan defterine yanlış huruf katma. Gözsüz, kulaksız olma. Basîr ve semî' ol. Hiçbir şeye hakaretle bakma. Yediğin nimetin hakkını yerine getir. Dostunu bil, düşmanından hazer eyle ki, âhir sana ziyanı dokunur. Dost, düşman kendi öz vücudundadır." Bu kutlu sözler, sanki Özemre için söylenmiştir.

Bilgelik yolunun bir başka kıymetli yolcusu olan Prof. Dr. Kenan Gürsoy'un belirttiği gibi, 'akıl, edeptir.' Bize, aklın edep olduğunu yine eserleriyle ve hayatıyla en açık biçimde gösteren değerli bir alimdi Özemre. Bediüzzaman'ın, 'iman insanı insan eder, belki de insanı sultan eder' sözü de sanki onun için söylenmiştir. İstanbul'un yüzlerce yıllık irfani birikimi, insanının çelebiliği, deliliğin ve veliliğin neşvesi, özellikle Üsküdar'ın manevi mekanları, dergahları, hankahları, zaviyeleri, medreseleri, delileri ve meczupları, onun, o lezzetli anlatımıyla yeniden hayat bulmuştur. Veliler, Allah'ın Hayy sıfatı ile sıfatlanır ve edebi dirilik kazanır, gerçekte ölmezler. 'ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil' diyen Yunus bunu söyler. Özemre, Cemal'e yürümekle ölmemiş, Hayy sıfatıyla ebediyen diri kılınmış aziz ruhlardandır.

İlmin, Allah'ı birlemek olduğunu bize yeniden anlatan O'dur. Alimin, başla sonu bitiştiren ve birleme (cem) makamında bulunan bir insan olduğunu da gösteren odur. Özemre'nin eserlerine ve yaşamına baktığımız zaman görürüz ki, 'tasavvuf, hadis (sonradan) olanı, kadim (öncesiz olana) bitiştirmek, dairevi olan hakikati bütüncül biçimde idrak etmek, Kenan Rıfai hazretlerinin deyişiyle, 'incitmemek ve incinmemektir.' İncitmemek mümkün ve kolaydır ama incinmemek, ancak, yetkinleşmekle, kamil olmakla mümkün hale gelir. Yaşamın da en tatlı meyvesi bu değil midir? Üsküdar'ın üç sırlısı için yazdığı şiirde bu meyvelerin birkaçı şöyle dile gelmiştir:

"Kimsecikler fark etmedi, kime oldular bende; / Erimişce yaşadılar cemiyyetin içinde. / Kıldı Hikmet bu zevâtı, bizâtihî azîzân; / Edebleri cihetiyle: pür temkin ve pür iz'ân./ Hakk'ın lûtfu olmuşlardı pek az bir muhibbâna, / Bütün herkes âşık idi onlardaki rüchâna. / Onlar için, bizâtihî farksızdı zâhir, bâtın. / Hâtırâsı bile lûtuf, bu mubârek zevâtın. / Bu azîzân üsküdâr'a vurulmuş bir mühürdü. / Vakt-i mev'ûd dolduğunda, hepsi Hakk'a yürüdü. / Var mı hâlâ üsküdâr'da onlar gibi Sırlı'lar? / Bunu bilmek, heyhât, muhâl! "Onlar", kendini sırlar."

Wittgenstein'ın da dediği gibi, 'ne kadar zordur, göz önünde duranı görebilmek!' Ahmed Yüksel Özemre, bunu, 'onlar kendini sırlar' biçiminde dile getirir ki, bu, manevi yetkinleşme yaşamış büyük bilgelerin bazılarının hallerini anlatır. Kendisi de bu halle hallenmiştir. Kendini sırlayan bilgeler, Allah'ın sonsuz ve mutlak varlığında kaybolmuşlardır. Onlar, kınayanın kınamasından korkmaz, sadece O'nun rızasının sevdasındadırlar. Esasen, bir gönüle iki sevdanın sığmayacağını bize, en çok, sırlanmış veliler anlatır. Ahmed Yüksel Özemre'nin kıymetini, gelecek kuşaklar daha iyi anlayacak ve onu minnetle, sevgiyle, şükranla anacaklardır. Mekanı Firdevs cenneti olsun, baki kalan kubbedeki hoş sadasını dinleyelim: "Bir istisnâdır doğmak ve geçmek üsküdâr'dan; / Ve âlemi, temâşâ eylemek kenârından. / üsküdâr'a mahsûstur bu tevâzu, mahfîyyet, / İnsanı kâmil kılan bu esrârlı hüviyyet. / Tevekkülle beklenir üsküdâr'da son nefes, / Son zemzem ve son telkin, sönüyorken son heves. / Rabb'im! üsküdâr'ımda verilsin bana zemzem! / Hüdâyî Dergâhı'ndan kaldırılsın cenâzem!"

Kaynak: Zaman Gazetesi Internet Sitesi

Link: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=707462

Haber Tarihi: 28 Haziran 2008, Cumartesi

Tasarım & Geliştirme | magicleaves