Buradasınız

NÜKLEER SANTRAL ÖZEL SEKTÖR İŞİ DEĞİL [NURİYE AKMAN]

Kaynak: 1 Nisan 2007 târihli nüshası

Nükleer santral özel sektör işi değil

Prof. Ahmet Yüksel Özemre, Enerji Bakanı Hilmi Güler'in bana verdiği mülakatta ortaya koyduğu nükleer santral kurma modelini şiddetle eleştiren o açık mektubu www.ozemre.com sitesinde yayınlamasaydı ben bu konuda yeni bir söyleşi yapma ihtiyacı hissetmeyecektim.

Özemre'nin endişeleri kafamı o kadar karıştırdı ki, onun fikirlerinden hiç söz etmeden işin uzmanı bir başka tanınmış nükleerciye Bakan'la yaptığım konuşmayı sormaya mecbur hissettim kendimi. Üniversite öğretim üyeleri henüz bu konuda konuşmaya hevesli değiller. Nükleer mühendis Dr. Erdinç Türkcan'ı seçişim bu yüzden. Kendisi İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü'nü bitirdi, sonra İstanbul Teknik Üniversitesi'ne geçti, elektrik ve nükleer mühendislik eğitimi aldı. Elektronik alanında master için gittiği Hollanda'da, eğitimi sonrasında Avrupa Birliği'ne ait Nükleer Araştırma Merkezi'nin başına getirildi ve bunun yanı sıra Hollanda'nın kendi nükleer reaktöründe çalıştı. Otuz yıllık görevi sırasında doksan üç Türk öğrenciye nükleer mühendislik stajı yapma imkânı sundu. Hollanda'ya ilk kez rüzgâr enerjisinden elektrik üreten değirmen sistemlerini yaptı. Halen Hollanda nükleer reaktöründeki çalışmalara Türkiye'den katkı sağlamaya ve İTÜ'de öğrencileriyle ilgilenmeye devam ediyor. TASAM'ın (Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) 11-12 Nisan'da gerçekleştireceği Uluslararası Nükleer Enerji Kongresi'nin düzenleyicilerinden olan Türkcan, Atatürkçü Düşünce Derneği Şişli Şubesi'nin başkanlığını yürütüyor.

Enerji Bakanı Hilmi Güler'le yaptığım söyleşiyi okudunuz. 'Nükleer santral namus meselemiz' diyor. Bunca yıl nükleer meselelerin içinde biri olarak bu kararlılığa seviniyor musunuz?

Nükleer santral namus meselesiyse dört senedir neredeydi?

Ama ilk günden beri hukukî, teknik altyapıyı kurmaya çalıştılar. Ancak oluşturdular projelerini.

Yok. Yok. Bakın öyle değil. Hilmi Bey, efendi birisi; ama maalesef bu konuda dört yıldır hiçbir şey yapılmadı. Şimdi söyledikleri de yapıldığını göstermiyor. Bir kere Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) başına geçirdiği kişi nükleerci değil, nükleeri bilmiyor. Bakan gerçekten ülkesine nükleer santral kazandırmak isteseydi oraya getireceği kişinin nükleerci olması gerekirdi. Türkiye'de nükleerci kâfi miktarda var. İstanbul'dan taşımasına da lüzum yok. Ankara'da da nükleerci arkadaşlarımız var. Ben Hollanda'dan yazları Türkiye'ye geldiğimde Ankara'ya mutlaka uğrardım. Bir gün TAEK Başkanı çakıroğlu'na çıktım. Oturduk, konuştuk. Bana bir yığın hikâye anlattı. Ama nükleer ile ilgili hiçbir şey konuşmadı. Zaten konuyla alakası olmayan birisi. Yazık Türkiye'ye.

Herhalde Bakan'ın da çakıroğlu'nun da bir bildiği vardır. Biz Bakan'ın sunduğu yatırım modelini konuşalım. "Bir konsorsiyum bu işi yapacak." diyor. "İhaleye çıkmayacağız, teklif verenleri yarıştıracağız." diyor.

Eğer bir nükleer reaktör yapacaksanız onun ana kararlarını vermek ve hazırlığını yapmak esasında Bakan'ın işi değil, TAEK'in işi. Ve o kadar da elemanımız vardı. Şimdi içi boşaltıldı. Dolayısıyla bunları konuşmak manasız oluyor.

öyle kestirip atmayın. Bakan, "Bize en az yük olan, en çabuk kim devreye sokarsa ve yerlilik payı hangisinde daha fazla ise biz işi ona vereceğiz." diyor. Ne sakınca var bunda?

Reklamlarda görüyorsunuz. Kadın, park ettiği otomobili çanta gibi katlıyor. Bu sözler de onun gibi bir şey. Bakan'ın söyledikleriyle yola çıkıldığı takdirde bu nükleer reaktör yapılamaz. Bir kere bu saydığı üç kriter birbiriyle bağdaşan şeyler değil. Bir de buna kimse inanıp da gelip işe başlamaz. Türkiye'nin sicili bozuk. Bu insanlar Türkiye'nin sicilini bozdular.

Ama bozanlar bu hükümet değil ki, bundan evvelkiler...

Kim olursa olsun. Adamlar bir kere ağzının payını almış. Tekrar teklif verirler mi? Kolay mı öyle bu iş?

Ama haksızlık etmeyelim Bakan'a, "Geçmişten ders aldık, bu sefer modelimiz farklı, bu sefer özel sektör yapacak." diyor. Yani bir konsorsiyum olacak.

O zaman soyanlar daha fazla olur. Bu iş özel sektör işi değil. Türkiye'nin bir atom enerjisi kurumu varsa, bu onun vazifesi. Bir Türk firması ile bir yabancı firma tabii ki ortak yapabilir. Ama bunu senelerdir yapamadılar. Şimdi nasıl yapacaklar? çünkü söylediğim gibi sicilimiz bozuk. Bakan'ın size anlattığı noktalarda bu sicili düzeltecek herhangi bir hareket görmedim. Her şeyden evvel TAEK'in kâfi miktarda elemanı yok. Siz bu işleri kimle yapacaksınız? Bakan'ın kendisiyle, bir de yabancı firma ile mi?

Yerli firmayı saymıyor musunuz? Atıyorum Sabancılar ile yabancı firma ortak olsa?

Sabancı veya bir başka yerli firma nükleer kompetanı mı? Yani bir firma çıkıp da, kardeşim ben bu işe giriyorum deyip, paramı da koyuyorum dediği vakit ben buna inanmam ki.

çünkü TAEK'in ona göstermesi gerekir neler yapılması gerektiğini. Yardım etmesi gerekir. Ve o yardım ve gereksinimini hazırladıktan sonra nükleer işbirliğine girebilirler. Ama şu andaki Atom Enerjisi Kurumu'nun böyle bir fonksiyonu yok. Ayrıca dünyada ihalesiz, yarışma usulüyle yapılmış bir reaktör yok. Böyle bir model yok yani.

Santralların kurulu gücü, şirketlerimizin seçeceği teknolojiye bağlı olacakmış. Ne diyorsunuz?

Şirketlerimiz nükleerci mi?

Ama yapımcılardan biri nükleerci olacak ya.

Diyelim ki Koç'lar, falanca yabancı firmayla anlaştı. Size geldi dedi ki benim istediğim güç 300 megavat olacak. Yani onu o söyleyecek durumda değil. Gaz santralı yaparlar. Onu anlarım. Ama nükleer konusunda böyle şey olmaz. Santrallarımızın kurulu gücü, şirketlerimizin seçeceği teknolojiye bağlı demek, benim istediğim miktarda elektriği üret de nasıl yaparsan yap demek. Atom Enerjisi Kurumu gerekli şartları hazırlar. Yeri tespit eder. İnsan gücünü tespit eder. Fiyatları araştırır. Avrupa piyasasına, dünya piyasasına bakar ne alacağım diye. Nasıl yapmalıyım diye. Teklifler gelir. O teklifler kendi aralarında konuşulur, gözden geçirilir. Ve ondan sonra işe başlanır. Bakan, "Teknolojiler yarışacak." diyor. Teknoloji dediği şu mu, Fransız reaktörü ile Alman reaktörü mü kapışacak? öyle bir şey yok. Olmaz öyle şey.

"Yer olarak Akkuyu da olabilir; ama Sinop tercihimiz ve arazi çalışmaları bitmek üzere." diyor.

Sinop'ta henüz bir şeye başlanmış değil. Orası arazi vaziyetindedir. Ama Akkuyu'da her şey hazır. İçindeki o zavallı memurlar otuz sene çalıştılar orada. Ondan sonra tekaüt oldular. Şimdi giderseniz de sadece bekçiyi bulursunuz belki. Durum bundan ibaret. Siz en güzel yerde, evvelden düşünülmüş ve otuz sene üzerinde çalışılmış bir yeri bırakın. Ondan sonra kalkın deyin ki, ben Sinop'a gideceğim. Birkaç ay içinde bitecekmiş orada iş. Ne yapacaklar? Oradaki toprağı mı düzeltecekler? Eğer siz bir nükleer reaktörü hazırlayacaksanız, onu eksperler vasıtasıyla yaparsınız. Bakan'ın sunduğu yatırım modeli hakikaten olsa bile TAEK'in bilirkişilerinin bu işi incelemeden olumlu bir netice vermesi mümkün değil.

İnceleyecek diyor Bakan, niye inanmıyorsunuz?

Adam yok ki incelesin. Ben onu anlatmaya çalışıyorum size. TAEK'te nükleer reaktörden anlayan adam kalmadı ki. Yani bu işler Bakan ile olmaz. Bakan ancak neye karışır? Gelen teklifleri inceler, üzerinde konuşur. Devletten para alır, onları karşılayacak hale getirtir. Ve ondan sonra da işe başlanır.

Yani bundan evvel sonuçlanmayan ihalede güdülen model doğru bir model miydi?

Esasında doğru model oydu. Dünyanın her yerinde böyle yapılıyor. Yoksa bir bakan, "Ben dört sene sonra geldim. Şimdi iki tane tüccar bulacağım, o tüccarlarla bu reaktörü yapacağım." derse, "İyi ya kardeşim git yap." dersin. Yapar! Yapabiliyorsa eğer. Bir yabancı nükleer firması bir nükleer reaktör yapmak için gelip burada hiç nükleerden anlamayan bir firma ile işbirliği yapmaya kalktığı vakit o nasıl sonuçlanır Allah bilir. çünkü nükleerci firmaların kendilerine göre bir yörüngesi vardır. Kaç para isteyeceğini bilir. Karşısındaki yerli firmanın yapacağı iş sadece parayı bastırmak. Ben birçok gaz santralını gezdim. O gaz santralları da dışarıdan, yabancı firmalar tarafından kurulmuş yerlerdi. Fakat hiç değilse bize çok yakın olduğu için formatı belli. Ne kadar zamanda yapılacağı belli. Fiyatı aşağı yukarı anlayabildiğimiz, bildiğimiz bir noktadaydı. Ama nükleerde böyle değil. çünkü TAEK by-pass edilmiş durumda. TAEK'te kimse yok diyorum size.

Laf dönüp dolaşıp buraya geliyor. TAEK'te kimse var mı yok mu bilemem. Bana randevu vermedikleri için soramıyorum. Ben mecburen Bakan'ın sözleri doğrultusunda yürüyeceğim. Teknoloji seçimini sorduğumda, Türkiye'nin şartlarına en uygun, en gelişmiş, en yaygın kullananları bir paket halinde düşünüyoruz demişti.

Aman ne güzel. Bunların hepsi yuvarlak sözler. Kardeşim bana yazılı olarak yaz bunu ver. Bakayım öyle mi değil mi? Şu paketi göster de yenir mi, yenmez mi bir bilelim. Bu sözleri benim hocam okuduysa saçını başını yolmuştur. Şekeri fırlamıştır.

Hocanız kim?

Ahmet Yüksel Özemre. Kalp krizi geçirmez inşallah. Bu röportajı okuduktan sonra ben de krize girdim. Gazetenin orasını burasını çizdim. Sonra nükleerci olarak neresinden tutayım acaba, diye düşündüm. Tutacak yer bulamadım. Onun için kapattım defteri. Hanımefendi geldiği vakit başka şeylerden konuşuruz diye düşündüm. Mesela 11-12 Nisan'da yapacağımız uluslararası enerji kongresinden.

Kim yapıyor bunu?

TASAM (Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) yapıyor. Arkasında yirmi beş kadar nükleerci arkadaş var. Bundan evvel birkaç tane toplantı yaptık. Bu sefer de yine yurtdışından çağrılmış, tecrübelerini bizimle paylaşacak bir yığın eksper var. Amacımız kamuoyunu aydınlatmak. Herkes gelip bizi dinleyebilir.

Bakan?

Bakan da gelebilir. Ama Bakan da TAEK Başkanı da bundan evvelki toplantılarımıza gelmedi. Biz bu kongreler ile Türkiye'nin nükleer enerjiye geçmesi gerektiği konusunu kamuoyu nezdinde somutlaştırmak istiyoruz. Bunun için Japonya, Güney Kore, Pakistan, Kanada, Romanya, çin, Finlandiya ve başka ülkelerden gelecek eksperlerle meseleyi enine boyuna tartışıyoruz. Türkiye'de neler yapılmalı, neler yapılmamalı? Nükleer atık yönetimi, nükleer teknoloji transferleri nasıl olmalı? Teknoloji transferinde TAEK'in rolü ne olmalı? Bunlar geçen toplantılarda hep konuşuldu. Hâlâ da konuşuyoruz. Nükleer projelerde lisanslama süreci. Nükleer enerji yatırımlarının teknik ve finansal yönleri. Güney Kore örneği mesela. Nükleer santral tasarım deneyimi. Siz şimdi bunları hiç konuşmazsanız, izlemezseniz, takip etmezseniz ve eksperler gelip bunları anlatmazsa nereden bileceksiniz ne yapacağınızı? O bakımdan Bakan'ın dört sene sonra böyle bir şeyle ortaya çıkması beni hayrete düşürdü. çünkü bugüne kadar bir şey yapmadı.

Biz diyor, altyapısını hazırladık. Yasalarını çıkarttık.

Eğer yaptığı altyapı buysa, bir işe yaramaz.

Ama, "Seçimden evvel biz bu işe başlayacağız." diyor Bakan.

Bizim Nüktek (Nükleer teknologlar) diye bir kulübümüz var. Biz bir araya geliriz. Oturup değerlendiririz gelişmeleri. Ya at kenara deriz. Yahut da bunun üstüne gidelim deriz. İşte tam öyle bir durum gelecek bize. Ve sonra başlayacağız yazı yazmaya.

Fakat iş enteresan bir noktaya geldi. Antinükleer gruplara iş kalmayacak. Muhalefet görevini nükleerciler yüklenecek.

öyle olacak. Yakında biz Bakan'ı davet edip gel şu işi bize anlat diyeceğiz. TAEK Başkanı'na diyeceğiz ki, arkadaş neredesin, ne yapıyorsun? önümüzdeki enerji kongresinde Bakan'ın size söyledikleri mutlaka gündeme gelecektir.

Peki siz olsanız nasıl yaparsınız bu reaktörü?

Nükleer reaktör yaptırma, alma, müşterek çalışma konusunda kiminle işbirliği yapmak istersin derseniz, Güney Kore derim. Gittik gezdik gördük. Enerji Bakanlığı müsteşarı da vardı o gezide. O da çok etkilenmişti. Bana sorarsanız Türkiye'nin ilk nükleer reaktörünü Güney Kore'nin nükleer ile uğraşan firması KOPEC yapmalı. Güney Kore'nin Türkiye'ye bakış açısı çok önemli. Türkiye'yi kardeş ülke olarak biliyorlar. Yedi gün kaldık. Ben hiçbir ülkenin bize bu kadar yakın davrandığını görmedim. Hatta reaktörleri gezerken bile hiçbir şeyi gizlemediler. Bakan'a da tavsiye ederim, Güney Kore'ye gitsin, görsün.

NURİYE AKMAN 01 Nisan 2007, Pazar

Tasarım & Geliştirme | magicleaves