Buradasınız

NÜKLEER ENERJİYE KARŞI ÇIKANLARIN BİR KISMI AJAN [NURİYE AKMAN]

Nuriye Akman'ın Röportajı (Zaman gazetesi 03.03.2007 nüshası)

[Ömer Ersun] Nükleer enerjiye karşı çıkanların bir kısmı ajan

ABD-İsrail ittifakı acaba İran'ı vuracak mı? Herkes gibi ben de korkuyla bekliyorum. Korkumu bastırmak için bari bir röportaj yapayım deyip sorular bileyledim.

Neymiş bakalım İran'ın öfkeye yol açan nükleer programı? Bu bir kurt-kuzu hikâyesi mi, kurtların dansı kadar kuzuların cazgırlığı da tehlikeli mi, biri vurursa diğeri ne yapar, ateş sadece düştüğü yeri mi yakar, bomba patlar Türkiye bakar mı? Sahi biz neden nükleer rüyalar görmüyoruz? Ne olacak bu enerji fukarası halimiz? Adam gibi bir reaktöre, çıkmaz ayın son çarşambasında mı kavuşacağız? Öyle birini bulayım ki, nükleer gibi aşırı hassas, çok yönlü ve karmaşık bir konuda hem etik bir duruşu olsun, bilgisini ideolojisi yönetmesin, hem de beni fazla uğraştırmasın, lafı gevelemeden gediğine koysun. Aradım, taradım. Bütün yollar emekli büyükelçi Ömer Ersun'a çıktı. Bir baktım Türkiye'nin yetiştirdiği en parlak diplomatlardan. Nükleer sorunsalının diplomatik, siyasî ve hukukî boyutları üzerinde dört dörtlük bir uzman. Bir daldım deryasına, ortaya işte bu metin çıktı.

Nükleer enerjiye neden taraftarsınız?

Çünkü nükleer sanayiini kurduğunda Türkiye yüksek teknolojiye terfi edeceği için birinci sınıf devletler kategorisine girecek. İkincisi, enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmemiz gerek. Üçüncüsü, yıllardır yetiştirmekte olduğumuz birinci sınıf atom mühendislerini zengin ülkelere armağan etmekten kurtulacağız. Nükleer santral inşasında beton gibi en basit malzemenin bile yüzde 99 saflık oranında üretilmesi gerekiyor ve denetimden kaçış yok. Dolayısıyla hırsız müteahhidin çalma şansı da yok. Amerika 1978'de çift kullanımlı denilen malzemenin satışına müdahale edince kıyametler kopmuştu. İsviçreliler "vida ile cıvata da satamayacak mıyız?" diye bağırmaya başladılar. Nükleer teknolojide milimetrenin bilmem kaçta kaçının önemi var.

Anti nükleer çevreci grupları nasıl değerlendiriyorsunuz?

çoğunluğunun iyi niyetli, dürüst, idealist insanlar olduğuna ama nükleer sorunsalını bilmediklerine eminim. Yalnız içlerinde dünyayı yöneten petrol lobisinin ajanları ve Türkiye'nin birinci sınıf devlet olmasından korkan çevrelerin uzantılarının oluşturduğu bir küçük çekirdek de barınmaya çalışıyor.

Nükleer deyince çoğunluğun aklına çernobil geliyor.

çernobil zâten yetersiz Sovyet teknolojisinin günahı. Uzun bir süre nükleer sanayii yersiz töhmet altında bıraktı. O tarihten sonra tüm reaktörlerde güvenlik önlemleri öylesine artırıldı ki, başka hiçbir ciddî kaza olmadı, olmaz da. Siz çernobil deyince o zaman TAEK Başkanı olan Prof. Ahmet Yüksel Özemre'ye yapılan büyük haksızlıkları hatırladım. Nükleer alanda Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi beyinlerin başında gelir. Tanıyanlar bilir, gerçek bir dâhidir. Fransa'da olsaydı cumhurbaşkanı, başbakan düzeyinde kendisine ilgi gösterilen en saygın bilim adamı olur, atılan her adımda kendisinin fikri sorulurdu.

Ne yazık ki hâlâ çernobil sonrası yaşananlardan sorumlu tutuluyor.

çernobil'den sonra verilen raporların bu işle bilgisi ve ilgisi olmayan kişiler tarafından hazırlandığı bizzat raporu verenlerden biri tarafından sonradan kabul edildi. O dönemin korku yüklü atmosferi içinde bilimin sözü dinleneceğine, sipariş üzre fetvalar hazırlanmış. Yüksel'e kusur atfetmek cahillikten değilse, mutlaka kötü niyettir. Türkiye'de onun gibi dürüst ve yurtsever olmak, siyasî ihtiyaçlara değil bilime kulak vermek en büyük günah. Uyarıları dikkate alınsa, 2000'de hırsız bürokratların rezilliği önlenebilse ve hükümet yeterli siyasî iradeye sahip olsaydı, şu anda birinci reaktörümüz bitmişti.

Özemre'nin yazdığı "Ah Şu Atomdan Neler çektim" kitabında bunlar var.

Evet ama çelebi kişiliği pisliğin tüm ayrıntılarını yazmasını önledi. Bazı siyasetçilerden el altından desteği olan kimi bürokratların Alman Fransız ortaklığından rüşvet aldığı Ankara kulislerinde ayyuka çıkmıştı. Biri görevden alındı; ama kalan hırsızlar bir ali cengiz oyunuyla ihale şartnamesini, kör kör parmağım gözüne değiştirmeye cüret ettiler. Perde gerisinde Yüksel'in kıyamet koparması para etmedi. Normal şartlarda ihale Amerikalılara ya da Kanadalılara rahatlıkla verilebilirdi. Hükümetin "erteledik" deyip iptal, edeceğine hırsız bürokratları açığa alıp, ihaleyi sonuçlandırması gerekirdi.

Nükleer sanayimiz olmasın diye bugün de oyunlar dönüyor mu?

Türkiye'nin nükleer sanayiinin olmasını bizi çok seven, radyasyon kaparız filan diye çok endişelenen bazı yakın dostlarımız istemiyor. Büyükelçi olarak Kanada'da yaşadığım tecrübeye istinaden söylüyorum, meselâ Taşnaklar, Kıbrıslı Rumlar, Yunanlı kardeşlerimiz filan. Geçen sefer ihaleyi geciktirmek için her şeyi yaptılar. Lobileri çalıştırıyorlar. Türkiye'de de biraz para harcarlarsa, sözünü ettiğim çekirdek grup, iyi niyetlileri de tahrik edip bizi uğraştırabilir.

Türkiye nükleer santral sahibi olmanın önemini 1960'ta fark etti; ama 1979 ve 1997'deki iki denemesi fiyasko oldu. Bu hükümetin yaklaşımı nasıl?

Hükümet çok doğru bir iş yapıyor. Nükleer sanayii kurmalıyız diyor. Ama siyasi iradenin en tepesinde sıcak bir ilgi, çok iyi bir bilgi birikimi ve kesin bir kararlılık lazım. Erdoğan'ın mayısta Köşk'e çıkması bekleniyor. Şimdi tutup da nükleer gibi bir konuda öne çıkıp yeni düşmanlar kazanmak ister mi?

Neden seçim başarısının hemen ertesinde buna girişmedi?

Dışişleri bürokrasisi anlattı bu meseleyi onlara. Hükümet de, "Tamam, Türkiye'nin nükleer teknolojide bu kadar geri kalması kabul edilebilir bir durum değil, yapalım" kararı aldı. Geçen dört senede AB'ye yüklenildi. AB'ye paralel olarak, nükleer açığımıza da yüklenelim deseydi, kim "hayır yapmayın" diyecekti? Bu fırsatı kaçırdılar. Bir kere hükümette siyasi iradenin tam olması lazım. İkincisi, hükümet bu konuyu gidip muhalefetle de konuşacak. Bu iç politika malzemesi yapılacak bir konu değil. Biz enerji bakımından aşırı şekilde Rusya'ya bağlanmışız ve enerji fukarasıyız.

Yeniden ihaleye çıkacaklardı, ne oldu?

çıkacaklar sözüm ona. Enerji Bakanı hazırlığı yaptım diyor. Halbuki muhalefetiyle iktidarıyla evvela milli bir mutabakat oluşturulması, Özemre gibi müstesna bilim adamlarının fikrinin alınması, kamuoyu oluşturmak için uzman ekipleri kurmak lazım. Yıllar boyu Türkiye'de bu işi anlatmadığım ciddî siyasî lider, brifing vermediğim kimse kalmadı. Nükleer bir bütündür. Sadece elektrik enerjisi zannederseniz, hiç farkında olmadan bir gün çukura düşüverirsiniz. Şu anda nükleer teknolojiyi getirme durumunda olan bürokratların bir kısmı, diplomatlar kadar bu meseleyi bilmez.

Reaktörleri daha kısa sürede, daha ucuza yapma imkânı yok mu?

Var. Mesela çin'de, Güney Afrika'da yepyeni bir teknoloji gelişiyor. 10 küsur yıl içinde piyasaya çıkacak. CNN, 'cep reaktörü' diye isim taktı. İşte siyasi irade güçlü olsa bunlardan biriyle şimdiden ortaklığa girersiniz. Türkiye bu teknolojiye ortak olsa, şimdiden reaktörün bazı bölümlerini imal edebilecek kapasitemiz olduğu için ileride ortak yapım olarak hem kurabilir, hem bölgemize ihraç edebiliriz. Özel teşebbüsü de baştan teşvik edip sokarsınız ve rüşvet hikâyesi büyük ölçüde ortadan kalkar.

Bu reaktörlerin özellikleri ne?

Bir kere reaktörün ünite başı maliyeti 160 ila 200 milyon dolar. Ayrı modüller halinde 6'lı veya 8'li paketler olarak kurulursa ünite başına maliyet düşüyor. Her ünite 165 megavat gücünde. Yani tek başına Antalya veya Mersin gibi bir ilimizin tüm elektrik ihtiyacını karşılamaya yeter. Kurulum süresi 2, ömrü 40 yıl. Termik santrallara kıyasla % 30 ila 40 daha ucuza elektrik üretir. Türkiye'de bol olan toryum, ilave işlemlere ihtiyaç duyulmaksızın ileride bu reaktörlerde yakıt olarak kullanılabilir. Erime tehlikesi hiç yoktur. Bu nedenle güvenlik alanının çapı 400 metredir. Nükleer silah yapımına elverişli değildir.

Tam bize göre. Bunları Enerji Bakanı'na anlattınız mı?

Sayın bakan bir yıl önce beni kısa sürede arayacaklarını söylemişti. Bir daha aramadı.

Doğru söyleyin, Nükleer Silahların Yayılmasının önlenmesi Antlaşması (NSYÖ) ülkeler arasında bir eşitsizlik yaratmıyor mu?

Haklısınız. Yaratıyor. Ama asıl gariplik, atom bombasının yarattığı ahlak ve hukuk normlarını aşan tehdidin özelliğinden kaynaklanıyor. Bu yüzden eşitsizlik yaratsa da NSYÖ tüm devletler için yararlıdır. Bu anlaşma ülkeler arasında bir kast sistemi yarattı. Piramidin tepesinde beş raca var: Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa ve çin. Her türlü imtiyaz bunların ellerinde. Bunlar "Bu işi biz yaptık bir kere. Ama merak etmeyin, silahsızlanmaya gideceğiz. Aman siz yapmayın bu dünya için çok kötü olur" diyenler. Diğerlerine karşı tam bir dayanışma içindeler. Soğuk Savaş'ın en buhranlı döneminde, Ruslar ve Amerikalılar bu konudaki ikili görüşmelerini hiç aksatmadılar.

Tepedeki beş racanın altında kimler var?

Nükleer teknolojiden vazgeçmeyen ama yetkileri kısıtlı içoğlanları var. Bir kısmı Kanada, İsveç, Hollanda gibi nükleer teknolojiye sahip; ama nükleer patlamayı denemek seçeneğinden gönüllü vazgeçenler, diğer bir kısmı da Japonya, Almanya, İtalya gibi İkinci Dünya Savaşı'nın mağlupları, eli mahkûm olanlar.

G.Afrika, Hindistan, Pakistan, İsrail gibi nükleer patlamayı yapanlar hangi grupta?

Güney Afrika da patlamayı yaptı; ama daha sonra vazgeçti. Diğer üç ülke kast sistemine karşı çıkan âsiler.

İran bu kadar hedef tahtasındayken, neden kimse İsrail'in nükleer silahlarını sorgulamaz?

Sorgulamaz olur mu? İran bar bar bağırıyor; ama Araplar dahil kimsenin fazla kulak asmaması herkese tuhaf geliyor. Oysa hiç tuhaf değil. Uzun bir konu, cevabı kendiniz de bulabilirsiniz. Düşünün Şah hâlâ iktidarda olsaydı, Bush İran'a bir şey der miydi?

İsrail'i nükleer güç yapan Amerika mı?

Hayır, ilk araştırma reaktörünü 1950'lerin sonuna doğru Fransa verdi. Nükleer piyasanın gevşek zamanlarıydı. 1960'larda İsrail ajanları zenginleştirilmiş uranyum madeni parçalarını Amerika'dan çaldılar. Çantalar içine koyup kaçırdılar ülkelerine.

çaldılar mı, verildi mi onlara?

çaldılar elbette. Nükleer alanda babanın evlâda hayrı olmaz. Kimse kimseye iyilik yapmaz. Devlet düzeyinde İsrail ile Amerika'nın yakınlığı burada sökmez. Amerika'da cezası ölümdü, buna rağmen çalındı. Zenginleştirilmiş uranyum madeninden herhangi bir şekilde 8-10 kilo ele geçirirseniz bomba yapabilirsiniz. İsrail ajanları herhalde bir bomba yapımına yetecek kadar çaldılar.

Amerika niye seyirci kaldı bu hırsızlığa?

Bu işin ortaya çıkması 70'lerin ortasını buldu. Kovuşturma açıldı, ancak başkanın emriyle milli güvenlik sorunudur diye dosya kapatıldı. Tahminim, kusurlu olan kişilerden bazılarını idam edemeyecekleri içindi. CIA daha sonra, Necef çölünün altındaki laboratuvarlardan radyasyon sızdığını havadan tespit edip, bu bilgiyi basına verdi. Nükleer ilişkiler bazen en sofistike casus romanlarından daha şaşırtıcıdır.

Hiç mi nükleer işbirliği olmadı Amerika ile İsrail arasında?

Bu, NSYÖ'ye göre ABD'nin ahdî taahhütlerine aykırı. Olur da sızarsa siyasî faturası da çok ağır. Yaygın kanı İsrail'in kendi işini kendisinin gördüğü yolunda. Yalnız, gene de yüce Tanrı bilir, zira bu Bush yönetimine Amerikan halkı bile artık güvenmiyor. İsrail nükleer silaha sahip olduğunu ne kabul, ne de reddediyor. Maksat düşmanlar üzerinde caydırıcılık. Yegane işbirliği şüphesi şu: 1979'da ben BM'deydim. Güney Afrika açıklarında okyanusun ortasında kimsenin sahip çıkmadığı ve atom bombası olduğu sanılan bir patlamayı ABD uyduları tespit etti. Araplar çok telaşlandı ve tahkikat kararı alındı. Bir şey çıkmadı ama, bazı Batılılar da dahil biz uzmanlar taa başından nerdeyse emindik. Güney Afrika'da malzeme, İsrail'de know how vardı. Patlamayı denemeden bomba yapamazsınız. Bozacı ile şıracı hikâyesi...

Tasarım & Geliştirme | magicleaves