Buradasınız

EY DAĞ YÜRÜ [NURİYE AKMAN]

Kaynak: Zaman Gazetesi'nin 02.01.2005 tarihli Turkuaz Eki'nde Sn. Nûriye Akman'ın Yazısı

[NA'nın Kitaplığı] Ey Dağ Yürü

İncîl okuyan kaç Müslümân var acaba ülkemizde? “Kur’ân’ı okuduk da İncîl eksik kalsın” diyenlerin sayısı, İncîlleri, tahrif edilmişliklerine karşın, kendi inancını olgunlaştırmak, kıyaslamalar yapabilmek, hatta kendisine inanmadığımız takdirde Müslümân sayılmayacağımız Hz. İsâ’yla tanışma ve sevgisini büyütme ihtiyacı taşıyanlara oranla daha fazladır herhâlde.

{İkincilerin içinde kanonik İncîlleri, yani Matta, Luka, Yuhanna ve Markos İncîllerini okuyanların sayısı da herhâlde Toma’ya Göre İncîl’i okuyanlardan fazladır.

Türkiye’nin ilk atom mühendisi, eski TAEK Başkanı Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre’nin otuz beş yıl emek verip çevirdiği ve Kaknüs Yayınları’ndan çıkan bu çok değerli kitapta Hz. İsâ’ya atfen yüz on dört hadîs var. İki yüz kırk beş sayfalık kitapta Özemre, tüm İncîllerin tarihini, Gnostik Doktrinleri, Nag Hammadi’de ortaya çıkarılan Gnostik kitapları anlattıktan sonra, yüz on dört hadîsin özünü oluşturan anahtar kavramları, Hz. İsâ’nın irfâni öğretisini, öyle mükemmel yorumluyor ki, Hz. İsâ’nın diğer tüm peygamberler gibi bir İslâm peygamberi olduğu bilgisi kalbinize nakşoluyor.

Kitaptan öğreniyoruz ki, 1945’te yukarı Mısır’da keşfedildikten sonra yayınlanması bilim dünyasında büyük heyecan yaratmış bu Kıptîce apokrif İncîl, Hz. İsâ’nın havarilerinden Didimus Yahuda Toma tarafından yazıya geçirilmiş. Özemre, Paris’teki öğrencilik yıllarında, College de France’da bu İncîl’i anlatan Prof. Henri Charles Puech’in derslerini izliyor. Bu İncîl’in ortaya koyduğu Hz. İsâ imajının kilisenin kabul ettiği Kanonik İncillerden çok farklı olması onu heyecanlandırıyor ve Türkçeye çevirme ve tefsir etme arzusu uyandırıyor. Yüz on dört hadîsten birkaçını Özemre’nin yorumlarıyla birlikte

  • Ve dedi ki: İnsan, ağını denize salıp da onu küçük balıklarla dolu olarak çeken tedbirli bir balıkçıya benzer. O tedbirli balıkçı bunlar arasında büyük ve güzel bir balık bulmuş, bütün küçükleri denize atmış da hiç tereddüt etmeden büyüğü seçip alıkoymuş. Bunu anlayan anlasın.

Yorum: İrfâni literatürde deniz ilâhi menşeyli ilmi ve balıklar da bu ilimden elde edilen irfâni bilgileri temsil eder. Hakk yolcusu bu ilimden en büyük hisseyi kapmaya çalışır ve bilir ki ilimden nasibi ne kadar büyük olursa o kadar geniş bir görüş açısına sahip olacak ve insanı ana gayeye yönlenmekten alıkoyabilecek olan ayrıntıların yükünü taşımayacaktır. Hz. İsâ bu hadiste müritlerine istiare yoluyla bu gerçeği idrak ettirmek istemektedir.

  • İsâ dedi ki: Bu gök geçip gidecek ve onun üstündeki de geçip gidecek. Ölü olan hayy değildir ve hayy olanlar da ölmeyeceklerdir. Ölü olanı yediğiniz günlerde bunu yaşayan bir şey kılmaktaydınız. Peki Nûr’da olduğunuz zaman ne yapacaksınız? Bir olduğunuz gün iki oldunuz. Ama iki olduğunuz zaman ne yapacaksınız?

Yorum: Hz. İsâ bu hadîsinde gözlerimizin önünde sergilenmekte olan realitenin ve hatta onun arkasında bulunduğunu keşfettiğimizi sandığımız realitenin de geçip gideceğini, bunlara bağlı kalmamızın ancak bir vehme, bir ütopyaya tutsak olmak kadar bir değeri olduğunu, dolayısıyla bu vehimden halas olmak gerektiğini hatırlatmaktadır. çünkü bütün realitelerin değişken tecellileri bir parlayıp bir sönmektedir. Asıl olan bütün bu tecellîleri halk eden ve Zatı ile kâim ve Hayy olanın asla sönmeyen hakîkatidir. İnsanın aklının zeval bulan tecellilerin cazibesine kapılıp da bunlara bağımsız realiteler nazarıyla bakmaya ve bunları yaşatmaya eğilimi vardır. Ama insan, Allah’ın lütfu keremiyle birdenbire Nûr’un kaynağına çekilip Bir’e rücû ederek Hayy Olan’da ifna olup da kendisi de Hayy olduğu zaman ne yapar? Bunu hiç düşünür mü? "Bir" ile Bir olma idrakine eriştikten sonra gene bu alemin idrakine döndüğünde ise bu kesret aleminde ne türlü bir davranışı olacaktır? Bunu hiç fehmedebilmiş midir?

  • İsâ dedi ki: Aynı evde ikisi uyum içindeyseler, dağa yürü deseler, dağ yürür. İsâ dedi ki: Eğer ikiyi bir kılarsanız, insanoğlu olursunuz. Ve “Ey dağ yürü” derseniz dağ yürür.

Yorum: Burada “ev”den maksat beden, “ikisi”nden maksat ruh ile nefsdir. Ruh ile nefsin uyum içinde olması ise bunların demokratik bir uyum içinde olmaları değil ruhun nefsin bütün hile, vehim ve hayallerini ortadan kaldıran mutlak hükümranlığı demektir. İkinin bir kılınması ise insanın melekûta vasıl olması, yani Cenâb-ı Hakk’ın Zât ummânında kendi dünyevi zâtiyetini ifna ettikten sonra Zat nurundan yepyeni bir hayat bulduğunun idraki ile tekrar bu dünyanın realitesine irsal edilmesidir. Ancak bunun gerçekleşmesi hâlinde kişide, eşyâ üzerinde ilâhi bir tasarruf zuhur edebilir

Tasarım & Geliştirme | magicleaves