Buradasınız

BU SORULARIN TÜRKİYE'YE HİÇBİR FAYDASI YOK! [NURİYE AKMAN]

Bu soruların Türkiye'ye hiçbir faydası yok!

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay Çakıroğlu, nükleer konulara ilgi duymaya başladığımda aradığım ilk isimdi. Defalarca istediğim randevuya cevap vermeyince İran ve Türkiye'nin durumuna ilişkin meraklarımı başka insanlarla paylaştım.

Yedi kişiyle konuştuktan sonra Çakıroğlu beni arayarak Ankara'ya davet etti. Sabahtan öğleye kadar konuştuk. Sayın başkan soruların bana kurumun çalışmasını istemeyen birtakım cahil ve kötü niyetli kişiler tarafından verildiğini düşündü, kendimin hazırlayabileceğine inanmadı. Tıpkı insanlar gibi devletlerin de yatak odası sırları olabileceğini belirterek, bazı konuların bütün çıplaklığıyla konuşulamayacağını savundu, ABD'nin Küresel Nükleer Enerji Ortaklığı (GNEP) projesini iyi tetkik etmemi salık verdi, yazmamam kaydıyla bazı analizler yaptı. Öğleden sonra birlikte SANAEM'e (Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi) gittik. Tarım, endüstri, tıp başta olmak üzere pek çok konuda nükleer tekniklerden nasıl yararlanılabileceğinin örneklerini memnuniyetle gördüm. Daha sonra bu konuları da sayfama taşıma düşüncesiyle İstanbul'a döndüm.

Siz bir fizikçisiniz. "Silikondan yapılan güneş pillerinin fabrikasyonu" adlı master teziniz var. Nükleerci olmadığınız halde TAEK başkanlığına getirilişinizi nasıl açıklıyorsunuz?

TAEK başkanları nükleerci olur diye bir kriter mevcut değil. Eğer nükleer mühendis kastediliyorsa nükleerci eksik bir tabir.

Sizin sadece fizikçi olmanız, eleştirilmeye değer bir şey değil mi yani?

Hayır efendim. Bu kurumun geçmişinde bir tek nükleer mühendis vardır, Ahmet Yüksel Özemre.

Benim bildiğim iki kişi daha var: Nejat Aybers ve Emin Özbay.

Rahmetli Aybers doğru ama diğeri nükleer mühendis midir ona bakmak lazım. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın Başkanı El Baradey hukukçudur. TAEK başkanı olmak için nükleerci olma şartı yok. Çünkü biz tarım, hayvancılıkla, tıp ile de uğraşıyoruz.

Okuduğunuz fizik türü nedir?

Ben katı hal fizikçisiyim.

Nükleer konularla daha sonra ilgilendiniz mi?

Tabii ki.

Neler yaptınız?

Hiç kendimi teşhir etmek zorunda değilim. Bu sorgulamayı kabul etmem.

Sizi tanımaya çalışıyorum.

Ben TAEK'te çalışmadım. Nükleer konularla ilgilenme imkanım çok kısıtlıdır. Çünkü nükleer ile ilgili faaliyetleri yasa hep TAEK'te toplamış.

Hacettepe üniversitesi'nin nükleer mühendislik bölümünü saymıyor musunuz?

Evet ama o sadece öğrenci yetiştirir. Orada laboratuvar, araştırma imkanı yok.

Bir de İTÜ'de var nükleer eğitim, öyle değil mi?

İTÜ'deki de nükleer değildir şu anda. Enerji Enstitüsü'ne dönüşmüştür. Nükleeri bırakmıştır. Ama orada bir reaktör vardır.

Kurum dışı nükleer uzmanlara hiç danışmadığınız, içerideki uzmanları dağıtıp TAEK'in içini boşalttığınız iddialarına ne diyorsunuz?

Bu doğru değil. Elimizde bir veri tabanı var. Bu konularda yetişen bütün bilim insanlarının müktesebatlarını çıkardık. Hepsiyle temas halindeyiz. Mektuplaşıyoruz. İhtiyaç duydukça bu bilim insanlarından istifade ediyoruz.

NÜKTEK grubu kendileriyle temas kurmadığınızdan yakınıyor.

Aman efendim davet ettik, geldiler. Ben bir defa davet edildim, bir haftalıktım göreve başlayalı. Gidemedim. Biz ehliyetlerine ihtiyaç duydukça bu insanlarla görüşüyoruz. Bu grup veya diğerleri kurumun tam olarak ne olduğunu bilmiyor. Değişik zamanlarda benzer tenkitler alıyorum. O zaman yasamızı okumalarını salık veriyorum. TAEK'in nükleer güç reaktörleri yapamayacağına dair bir hüküm var. Ama iddialar "TAEK nükleer reaktör yapıyor, bizden istifade etmiyor" şeklinde. Halbuki TAEK nükleer reaktör yapmak üzere kurulmuş bir kurum değil. Birinci misyonumuz, nükleer ve radyasyon konularında düzenleyici, denetleyici faaliyetleri yürütmek.

TAEK'in 1956 tarihli ilk kuruluş yasasında bütün nükleer faaliyetleri yapma yetkisi kurumun uhdesindeydi.

Doğru.

1982 tarihli yasa ile bir değişiklik yapıldı. Türkiye nükleer teknoloji transferi yapamaz hale getirildi.

Yok öyle bir şey. Bu bilgi yanlış. Veya eksik en azından.

Bakın bu elimdeki 56 tarihli metin, bu da 82 tarihlisi. Araştırma yapabilirsiniz; ama pilot tesisiniz güç üretimine dönük olmayacak. Bu bilgi birikimi olmayınca zaten reaktör kuramayız ki.

Reaktörlerin hepsi güç üretimi yapmaz. İkincisi TAEK'in teknoloji geliştirmesine mani olmaz bu hüküm. Biz güç üretimine dönük reaktör yapamayız, doğru. Yasa koyucu 'hem düzenleme denetleme yapıp, hem de nükleer reaktörle ilgili çalışma yapamazsınız' diyor.

Bu işlevleri ayırmak tabii ki doğru; ama reaktör yapımı sahipsiz kalmış durumda. Bu boşluğu doldurmak üzere özal zamanında NELSAK diye bir kurum kurulmuştu.

Kurum değil. O bir şirkettir.

Hayır efendim, Nelsak'ın açılımı, Nükleer Elektrik Santralları Kurumu.

Hayır AŞ'dir. NELSAŞ'tır o.

Her neyse, asla operatif olamadı. Reaktör yapım işinin sahibi yok.

Olabilir. O benim işim değil, bakanlığın işi.

Bakanlık nasıl kuracak reaktörü? Bürokratlar ne bilir bu işi?

Tekrar edeyim. Bir düzenleme denetleme fonksiyonumuz var bizim, bir de araştırma geliştirme. Onun içinde pilot tesislere kadar her şeyi yapmak var. Zaten bir reaktör en önce pilot düzeyde yapılır. Dolayısıyla yasamız mani değil buna.

Aman efendim, yasanın izin verdiği pilot tesis, kurulacak ana reaktörün bir örneği değil ki.

Bu yasa dünyanın da dikkatini çekiyor. Biz de farkındayız. Türkiye nükleer düzenleme kurumu yasası hazırlandı. Bu önümüzdeki yıl Meclis'te görüşülecek.

önümüzdeki yıl mı? Bakan seçimden önce reaktör yapımı için başvuruları kabul edeceğini söyledi.

Bakın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu kuruldu. Enerji piyasasında bakanlık veya başka kuruluşlar yoktur artık. Devlet sadece denetleme, düzenleme işini yapar. Onu da EPDK vasıtasıyla yapar. Enerji tesislerinin kurulması, işletilmesi, elektrik, sıcak su, buhar üretilmesi, aklınıza ne gelirse bunu özel sektör yapar. Bu İngiltere'de de, Amerika'da da böyledir. Şimdi ülkemiz bu yolu seçti. Bu yasa TAEK'e de, Enerji Bakanlığı'na da bırakın nükleer santralı, gaz santralı ve baraj yapma imkanı bile vermiyor. Özel sektör bu işi yapsın, devlet karışmasın diyor. Dolayısıyla bu yasaya uygun olarak nükleer santral kurulması için özel sektörümüzü davet ettik, TAEK süreçte hükümete teknik danışmanlık yaptık. Bunu yaparken de az evvel söylediğim gibi üniversitelerimizden, yurtiçi ve dışındaki bilim insanlarımızdan istifade ettik.

TAEK'in bilimsel bağımsızlığı 2002'de ortadan kaldırıldı. Bu konudaki Danıştay kararı uygulanmıyor. İcrayı denetleyecek olan TAEK'in icranın emrinde bir alt kuruluş olmasını nasıl kabul edebiliyorsunuz?

Bu söylediğiniz kısmen doğru. Tamamen doğru değil. Bizim yasamızda TAEK doğrudan Başbakan'a bağlı bir kuruluştur.

Ama ne oldu? Bu süper pozisyon yerle bir oldu. Müsteşar düzeyindeyken daire başkanlığına indiniz.

Bu tabii böyle kalabilseydi çok iyiydi. Ama genellikle başbakan bir devlet bakanını delege eder. Yani bir devlet bakanına TÜBİTAK'a, atom enerjisine, şu şu kuruluşa sen bak der. TAEK hep bir devlet bakanına bağlı olmuştur. Dolayısıyla son otuz-kırk yıldır ne olduysa bugün de o olmakta. Bugünkünün farkı bir devlet bakanına değil, enerji bakanına bağlı olması. Ahmet Yüksel Özemre de bir devlet bakanına bağlıydı veya müsteşara hesap veriyordu. Zaten sıkıntılar oradan çıktı. Başbakanla konuşmak istedi, konuşulmadı, olmadı.

Danıştay sizinle aynı görüşte değil ama.

Hayır. Danıştay TAEK'in Enerji Bakanlığı'na bağlanması konusunu yanlış bulmamıştır. Danıştay, "Kanunla verilmiş yetkileri başbakan herhangi bir bakana devredemez" demiştir. Dolayısıyla pek çok karardan çok az bir kısmının bakan imzasıyla değil de, başbakan imzasıyla oluşmasını söylemiştir. O günden sonra da bu karara aykırı hiçbir uygulama yapılmamıştır.

Siz sahiden Türkiye'nin İran'dan 20 yıl ileride olduğuna mı inanıyorsunuz?

Yalan bu. Bana soruldu. İran ile Türkiye'yi mukayese etmek istediler. Ben de şunu ifade ettim: İran'ın da iyi olduğu taraflar var, bizim de.

Hangi açılardan biz daha iyiyiz?

Efendim böyle bir mukayese abestir. Biz elli senedir işin içindeyiz. Bizim seviyemizi niçin İran ile mukayese ediyorsunuz? Amerika ile edelim.

Ne yani Amerika ile mukayese edecek bir durum mu var?

Siz bir bilim insanı olsaydınız bunu konuşabilirdim. Ama reaktör ölçüyse tabii konuşacak bir şey kalmıyor. Reaktör bir enerji üretim tarzıdır. Gaz yerine, kömür yerine nükleer reaksiyondan ısı alan bir termik santraldır. Dolayısıyla bir ülkenin reaktörü olması teknolojide çok ileri olduğu anlamına gelmez. Ermenistan'ın reaktörü var. Bulgaristan'ın altı tane reaktörü var. Teknolojide çok mu ileriler? Bunlar farklı şeyler.

Allah Allah! Görüştüğüm bütün uzmanlar bunun tam tersini söylüyorlar.

Nükleer reaktör sahibi olursanız birkaç şey kazanırsınız. Birincisi nükleer reaktör işletmek, çok ciddi anlamda kalite yönetimi anlayışını beraberinde getirir.

Kaliteyi nükleer teknoloji getiriyorsa, demek ki biz çok geriyiz bu konularda.

Hayır efendim. Biz reaktör yapmıyoruz ama bal gibi jumbo jetleri uçuruyoruz. Bir uçağı uçurmak da benzer bir titizlik gerektirir. Dolayısıyla bizim nükleerimiz olmadığı için bu sınıfı atlayamamış olduğumuz anlamı çıkmaz buradan. Başka konular var Türkiye'nin kotardığı. Biz bilardoda dünya şampiyonuyuz mesela. Bilardo fizik demek, strateji demek. Yani bizde o öz olmasaydı nasıl şampiyon olurduk? Dolayısıyla nükleerin olmaması mahvolduk, perişanız anlamına gelmez.

Valla bu bilardo örneği şimdi... Ben sizden nükleer reaktörümüz yok diye üzülmenizi beklerdim.

Şimdi bakın o ayrı bir konu. Nükleer reaktörümüz yok; ama bizim yirmi binin üzerinde lisansımız var. Hastanelerde, endüstride, havaalanlarında otuz bin civarında X-ray cihazı çalışıyor. Sanayide kullanılan altı bin civarında radyoaktif kaynak var. Gelişmiş ülkelerde bile bu mertebelerde lisans yok. Dolayısıyla biz nükleer maddeyi yönetmeyi, taşımayı bilen bir ülkeyiz. 281 nükleer tıp merkezimiz var. Reaktör, nükleer teknolojinin sadece bir kısmıdır.

Ama en önemlisi...

Değil. Bakın o başka şey. Nükleer teknoloji ile uğraşmanın ülkemize kazandıracağı şeylerden bahsediyorum ben.

çekmece'deki nükleer yakıt pilot tesisi çalışıyor mu?

Hayır çalışmıyor.

O halde nasıl nükleerde ileri olduğumuzu söyleyebiliyorsunuz?

(Gülüyor) Ne diyeyim şimdi?.. Bu soruların Türkiye'ye bir faydası yok. O soruları aldığınız kaynağın başka bir yere verdiği soruları vereyim size.

Ben soruları bir yerden almadım.

Size verildi o sorular. Çekmece'deki tesisi nereden bileceksiniz?

Beni küçümsemeyin. Bir sürü şeyi araştırdım. Siz çekmece'deki tesis niye çalışmıyor onu söyleyin.

çalışmasından kastınız nedir? Yani o ne için çalışacak? Reaktörümüz mü var ki? Yakıt mı üretecek? O pilot tesiste, uranyumun bir sürü kimyasal işlemden geçirilip, acaba reaktörlerde kullanılacak uranyum oksit haline çevrilebilir mi, çevrilemez mi, bu test edilmiştir zamanında. O dönemde Enerji Bakanlığı'mızın bir reaktör satın alma düşüncesi vardı. İşlemler devam ederken TAEK yöneticileri 'mademki reaktör satın alınıyor, yakıt tesisini de biz yapalım. Ülkemizin yakıtını milli kaynaklardan temin edelim' gibi bir duygu ve düşünceyle hareket etmişlerdir. Reaktör satın alınmadığı takdirde böyle bir yakıt tesisinin işliyor olması gibi bir düşünce olamaz. Bu işlevini tamamlamış, orada proses oturtulmuş, fizibilitesi, ekonomisi vs.ne bakılmış ve know how geliştirilmiştir.

Orada iki tane de araştırma reaktörümüz var. İkisi de atıl.

İki tane reaktör demeyelim ona. Birisi bizim 1 megavatlık, 58 yılında temeli atılıp 62'de faal olan ilk reaktörümüz. Bu reaktör zaman içinde işlevini tamamlamış. Yönetim bu 1 megavatlık reaktörü kaldırıp, aynı havuza 5 megavatlık reaktör kurmuş. Şu anda bizim aynı havuzda, 1 megavatlık reaktörün yerine aynı ekipmanı kullanarak 5 megavatlık reaktörümüz var.

Bendeki bilgi 2,5 megavatmış önce. Sonra 5'e çıkmış. Neyse o 5 megavatlık olan çalışıyor mu şimdi?

Full kapasite ile çalışmıyor. 250 kilovat gücünde çalışıyor. Bu reaktör, zamanında sadece radyoizotop üretmek için yapılmıştır.

öyleyse araştırma reaktörleri doğru dürüst çalışmayan bir ülke reaktör yapmaya kalktığında nasıl doğru kararları verecek desem haklı bir soru olmaz mı?

çok haklı. Onun için de biz bir planlama yaptık. üç yıl içinde Sinop'ta büyük bir araştırma reaktörünü devreye alacağız. İstanbul'daki jeoloji ve depremsellik böyle tesislere müsaade etmiyor. Zaten 5 megavatla çalıştırılmama sebebi de oradaki sismik verilerdir.

Yarın: Sayın bakan başka, ben başka

NURİYE AKMAN

15 Nisan 2007, Pazar


TAEK Başkanı Okay çakıroğlu: Sinop birkaç ay içinde hazır olmaz

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı Okay çakıroğlu röportajın bugünkü bölümünde nükleer santral kurulması planlanan Sinop'un henüz hazır olmadığını söylüyor. Çakıroğlu, santralın özel sektör eliyle yapılmasına karşı çıkarken Enerji Bakanı Hilmi Güler'den farklı düşündüğünü belirtiyor ve şöyle konuşuyor: "Sayın Bakan bunları söylerken temennilerini söylüyor ve siyasidir. Sayın Bakan başka şey ben başka."

Bakan Hilmi Güler, seçimden önce ihaleye çıkacağız diyor. Bu altyapıyla nasıl olacak?

Ben geçmiş ile polemiğe girmiyorum. İş yapmak için birkaç şey lazım. Bunlardan birisi finansal kaynaklarınız, ikincisi insan kaynakları. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 3 milyar yeni TL'yi TAEK'e tahsis etti. Bu ciddi bir bütçedir.

Şu anda elinizde yeterli personel var mı?

Şu anda sekiz yüz kişi var. Dört yüz kadarı mühendis, fizikçi veya teknisyen.

Peki TAEK dışarıdan neden içi boşaltılmış olarak görünüyor?

Olur mu efendim, niye içini boşaltalım?! Kurum içinde bazı hortumları kestik.

Bunu söyleyen Erdinç Türkcan, dünyada tanınmış biri, hortumla ne alakası var?

Hayır, tanınmış filan değil. Nükleerci değildir o adam. Ne olur CV'sine bakın.

Olur mu nükleerci değil, Ahmet Yüksel Özemre onun hocasıymış.

Nerede okumuş?

İTÜ'de.

İTÜ'de mastır yapmış değil mi?

Zaten nükleer mühendisliğin master konusu olduğunu söylemiştiniz.

Efendim başka bir şey yok işte. 38 sene Hollanda'da çalışmış. Nükleer ile ilgili hiçbir şey yok.

Olur mu canım, oradaki hem ulusal hem de AB reaktörlerinde çalışmış adam.

Ne olur bir paperlarına bakın. Bu kişi Türkiye dışından da maaş alıyor.

Ne demek yani, adam Hollanda'dan emekli olmuş.

Bu şahsı tenzih ederim. Yani muhterem bir şahıs olabilir. Ama ona eksik bilgi verilmiş. Bu sorular bir, bir buçuk kişinin beyninden çıkan sorulardır.

Kim o bir buçuk kişi?

Yani iki kişi bile değil bunlar. Her kimse zaten kendi cezasını buluyor.

Cezasını buluyor ne demek?

Yaptığı davranışların sonuçlarına katlanıyor tabii ki. Bu kurumu çalıştırmak istemeyen insanlar olmuştur. Eğer bu kurumun elli senelik faaliyetlerinde aksamalar varsa bunun sebepleri de vardır. Sizin sorularınızın büyük bir kısmı bu kurumu fena hale düşürmek için, beni kötülemek için hazırlanmış sorulardır.

Bakın! Bu, paranoya. İran'ı konuştuklarım hariç, üç kişiyle Türkiye'yi ele aldım. Biri Ömer Ersun, biri Erdinç Türkcan, diğeri de Ahmet Yüksel Özemre. Başka da kimseyle temasım olmadı.

Ahmet Yüksel Özemre fevkalâde muhterem, sadece nükleer değil insan olarak da Türkiye'nin yetiştirdiği nadir beyinlerden biridir. Eli öpülesi bir insandır. Ahmet Bey bu kuruma pek çok şey katmıştır. Ben kurum içindeki küçük unsurlardan bahsediyorum.

Siz daha önce basınçlı su reaktörlerini üreten, Amerikalılardan İngilizlere, onlardan da Japonlara geçen Westinghouse'un AP 1000 tipi reaktörüyle ilgilendiğinizi söylemişsiniz.

Evet biz pressure water reaktörlere bakıyoruz. Boiling water reaktörleri güvenli görmüyoruz.

Yani seçtiniz mi teknolojiyi?

Hayır efendim. Biz seçici kurul değiliz. Biz hükümetimize sadece mühendislik danışmanlığı yaparız. Seçimi özel sektör yapar.

Türkiye'nin zaman içinde kendi reaktörlerini kendisinin yapabilecek hale gelmesi gibi bir hedefiniz var mı?

Var. 2015 yılını hedef aldık. Bir altyapı oluşturuyoruz. Bunun finansmanını bulduk. Sinop'ta yüz bin dönüm kadar bir yerde araştırma merkezi kurulacak. Sekiz yıllık bir plan yaptık. Bu plan gereği pilot tesisler kuracağız. O zamana kadar da yasalarımız çıkmış olacak. Bir eğitim merkezi kurduk. Dünyada bin megavat reaktör kurmak isteyen bir ülke iki bin kişiyi yetiştiriyor. Biz 5 bin megavatı hedefliyoruz önümüzdeki on yıl için. Demek ki 10 bin kişi yetiştirmemiz lazım.

Yani yedi yılda Türkiye kendi reaktörünü kendisi yapma mucizesini mi gösterecek?

Mucize değil, hayır. Türkiye'nin teknolojik olgunluğunu küçümsemeyin. Herhangi bir reaktörü aldığı zaman Türkiye bunun yüzde kırkını yapabilir. Ve hedef de yüzde altmış lokal olması. Yani firmalar dört ünite kurarsa, dördüncü ünitede yüzde atmışını bu ülkede üretebileceğinin garantisini verecek. Dört üniteden itibaren, yüz adet parçanız varsa, bunun seksenini lokal olarak üretmek mümkün oluyor. Bunun emsalleri var, Kore, başka ülkeler...

Yani yakında, dünya, gecikmiş de olsa ikinci bir Güney Kore mucizesine mi şahit olacak?

Bakın mesela tenkitlerden biri de Kore ile işbirliği yapmadığımız yolunda. Biz Kore ile her düzeyde çok derin konuşuyoruz. Aklın yolu bir oluyor tabii ki. Gayet de akıllı insanlar var.

Peki nükleer santral için Sinop'u seçtiğini Başbakan'a açıklatarak onu niye aslanın ağzına attınız?

Kim aslanın ağzına atmış?

Siz. Başbakan ne bilir bunu? "Sinop hazır, reaktör yapabiliriz." demezseniz o nasıl açıklayacak?

Ben dedim tabii; ama süreçleri anlatayım. Bir nükleer santralın yeri çok detaylı bir şekilde seçilir. Birçok parametreye bakılır. Oturduk on yere baktık. Bir tek Sinop değil ki.

Ama "tercihimiz Sinop" dedi. Bu acele verilmiş bir karar değil mi? Görüştüğüm nükleerciler oradaki çalışmanın en az dört yılda biteceğini söylüyorlar.

çok az bilgileri var. Bu beyanatlar eksik bilgiye dayandığı için böyle haşin oluyor. Bize sorsalardı daha mutedil konuşabilirlerdi. Şimdi dört yıl mı sürer, kırk yıl mı sürer bunu bilmenin imkânı yok. Biz çalışmalara başladık. Bir yıl kadar oldu. Orada yapılması gereken her şey yapılıyor. Atom Enerjisi Komisyonu "burasına yer lisansı verilebilir" deyinceye kadar çalışmalar devam edecek.

Ama Bakan bana orasının birkaç aya kadar biteceğini söylemişti.

Birkaç aya bitmez, hayır. Kendisine de söyledim bunu. Sayın Bakan sadece "jeolojik çalışmalar birkaç aya kadar biter" demiş olabilir.

Neden Akkuyu değil? Her şeyi hazır.

Akkuyu'ya yapılacak zaten. İkinci yer arıyoruz biz. "Efendim iki yüz milyon dolar harcandı. Niçin Akkuyu'dan vazgeçildi?" diyorlar. Vazgeçilme yok. Eğer araştırmalarımız sonucu Sinop'a nükleer santral yapılmasına izin çıkmazsa Sinop'tan vazgeçilebilir. Ama bizim ön tespitlerimize göre böyle vahim bir durum çıkmayacaktır Sinop'ta. Yer seçimi siyasi bir karar değildir. Bu teknik bir karardır. Bu kararı ben de vermeyeceğim yani. Teknik verecek.

çekmece, eskiden Türkiye'nin tıbbî ve sanayi radyo izotop ihtiyacının yüzde 80'ini karşılıyordu. Reaktör kapanınca radyo izotop üretemez oldu.

Doğru.

Ve Türkiye milyarlarca dolarlık ithalat yapmak zorunda kaldı.

Yanlış.

Biz bir zamanlar Cezayir'e radyoizotop üretim hücresi ve teknolojisi satmıştık. Şimdi bunu yapamıyoruz. Nesi yanlış?

Doğru ama eksik. Milyarlarca dolar değil bir defa. Tespitlerimize göre Türkiye şu anda belki yüz milyon dolar civarında bir radyoizotop ithal ediyor.

Niye böyle oldu, hata kimde?

Geçmişi bugüne getirmek istemiyorum ben. Bu TR 1 reaktörü hem izotop üretiyordu, hem nötron akısı ile araştırmaya müsaitti. Bir gün gelmiş 'bu reaktörü' sadece radyoizotop üreten bir reaktör haline getirelim denilmiş. Sonra 1999 depremi olmuş. Deprem sonucu reaktörün sağlığı konusu gündeme gelmiş. Tereddütler olmuş. Çalışmış, çalışmamış. Uzun hikâyeler. Ve maalesef reaktör tam güçte çalıştırılamaz hale gelmiş. 99'a kadar da önemli ölçüde üretim yapmamış. çünkü sadece reaktörde elde etmek kâfi değil. Yanına radyofarmasötik laboratuvarları kurmanız lazım. Bunu uygun ticari paketlere dönüştürmeniz lazım. Dolayısıyla bunlar eksik olduğu için biz maalesef reaktör kaynaklı radyoaktif ilaçta çok başarılı olamamışız. Araştırma reaktörümüz vaktiyle beş megavat değil de otuz megavat seçilseymiş biz de radyofarmasötik imalatında dünyadaki oyunculardan biri olabilirmişiz.

Sayın Bakan başka, ben başka

Ahmet Yüksel Özemre, benim Bakan ile yaptığım söyleşiden sonra bir açık mektup yayınladı. Orada bazı eleştirileri vardı.

çoğu doğru, evet. Ahmet Yüksel Özemre gayet tabii birçok konuda doğruları söylemektedir. Arzu ederdim ki o mektubu bana yazsaydı. Açık mektup ile haberleşmek, netice üretmek amacının dışında amaçlar da taşıyabilir. O konuları teşhir etmeseydi, benim ona söyleyeceklerim olurdu.

O söylediklerinin çoğu doğru dediğinize göre, Bakan'ın ortaya koyduğu modelin yanlışlığını siz de kabul ediyorsunuz.

Model yok ortada, yapmayın! (Gülüyor) Bunlar eksik bilgiden kaynaklanıyor. Keşke bana sorsaydı ben ona iki çift şey söylerdim. 'Haaa!' derdi.

Buyurun söyleyin şimdi.

Bakın, ben devletin bir memuruyum. Her şeyi sizinle paylaşamam.

Sayın Bakan, bana verdiği cevapları, daha detaylı bilgi verme adına sonradan yeniden yazılı cevaplar gönderdi. Ve metinleri siz yazdınız ona.

Hayır ben yazmadım. Olur mu?

Yapmayın lütfen! Siz bana söylediniz yazdığınızı.

Yardımcı oldum.

Yardımcı olmak ne demek yani? Ben röportajı bitirip İstanbul'a döndükten sonra, Bakan benim sorularımı size gönderdi, siz yeniden cevap yazdınız. Bakan, "Röportajı yazarken bunlardan da yararlanabilirsiniz." diye bana gönderdi. Ben ana söyleşiyi destekleyecek bir iki detayı oradan aldım. Yüksel Bey gazetede yayınlanan metni esas alarak yazdı o mektubu. Siz şimdi diyorsunuz ki söylediklerinin çoğunda haklıdır. Öyleyse siz Bakan'a katılmıyorsunuz.

Bakın. Şimdi Sayın Bakan bunları söylerken temennilerini söylüyor ve siyasidir. Sayın Bakan başka şey, ben başka şey. Ben bir kamu görevlisiyim. Şimdi Sayın Bakan'ın söylediği veya söylemediği şeyleri ben ne nakzedebilirim, ne de düzeltebilirim.


Afaki mi konuştu yani?

Afaki değil. Bu yasaya bakarsanız diyor ki, "tamamen ticaret yasası hükümleri muvacehesinde bir şirket kurulur, isteyen ortak olur" diyor. Bunun adı kamu özel ortaklığıdır. Şimdi "dünyada böyle bir model yok" dediği doğrudur. Bunları biz de söylüyoruz Sayın Bakan'a. Sayın Bakan da biliyor. Dünyada hiçbir ülkede nükleer santrallar en önce özel şirketler marifetiyle yapılmaz. Her ülkede nükleer santralları önce devlet yapmıştır. Nükleer teknolojiye hakim olmuş, bu denetleme düzenleme mekanizmasını kurmuştur. Bir süre çalıştırmıştır devlet. Sonradan özel sektöre ya devretmiştir veya özel sektörü de davet etmiştir. Nükleer reaktör yapma, çalıştırma işine devletler ön ayak olmuştur dünyada. Sayın hocamın söylediği budur.

Ama Bakan diyor ki: "Biz geçmişte devlete bu işin büyük yük getireceğini tespit ettik. O yüzden özel şirket eliyle yaptıracağız."

Burada bir incelik var. Sayın Bakan'ın söylediği doğrudur. Şu anda biliyorsunuz ülkemiz bir krizden çıkmıştır. Nükleer santralların finansman yükü ağırdır. Dolayısıyla devlet bugünlerde bir ihaleye çıkıp, eskiden olduğu gibi nükleer santralı yapmayı finansal olarak göze alamayabilir.

Sizin fikriniz nedir?

Benim fikrim farklıdır. Doğrusunu yanlışını zaman gösterecektir. Ama ben devlet memuruyum. Sayın Bakan bir siyaseti yürütmekle mükelleftir. Ahmet Yüksel Özemre konjonktürel bilgilere sahip değil. Bugün ne oluyor dünyada, bilmiyor. Sadece teorik konuşuyor. Sözünü ettiği o idealize tablo dünyanın hiçbir yerinde yok.

Konjonktürü bilmediğini hiç sanmam. Hayatının 50 yılını bu işe vermiş. Bakın siz de Sayın Bakan da eski teknolojilerle ilgilenmediğinizi, kurulacak santralın en son, en yeni teknoloji olacağını söylüyorsunuz. Yüksel Bey de, "En yeni teknoloji demek aslında en az denenmiş yani henüz kendisini kanıtlamamış teknoloji dolayısıyla risk demektir" diyor.

Sizin otomobiliniz var mı?

Yok.

Buzdolabınız veya çamaşır makineniz vardır. Gidip en son modeli alıyorsunuz değil mi? TAEK'in tespit ettiği kriterler diye bir hüküm var. Bunlar açıklanmadı. Bunları gördüğünüz zaman aşk olsun diyeceksiniz. Daha başka bir şey söylemiyorum.


BİTTİ

16 Nisan 2007, Pazartesi







Tasarım & Geliştirme | magicleaves