Buradasınız

SON "DEVR-İ KADÎM" EFENDİSİ HAKK'A YÜRÜDÜ... [İSMAİL ŞAHİN]

Son "Devr-i Kadîm" Efendisi Hakka yürüdü...
İsmail Şahin

Ahmet Yüksel Özemre ismi her ne kadar genç nesiller tarafından bilinmese de, moda tabir ile pozitif ilmin (her ne demekse?) ve kadîm Türk kültür ve irfanının izini sürenler için önemlidir.

Ahmet Yüksel Özemre Türk bilimi için önemli bir insandır, çünkü Türkiye'nin ilk Atom Mühendisidir. Galatasaray Sultanisi'nde sonraları YÖK Başkanı olup Türkiye'nin muhafazakar yığınlarının "takdirini" kazanan Erdoğan Teziç ile aynı sıraları paylaşmakla kalmamış Boğazın iki yakasındaki camilerde karşılıklı ezan meşk etmişlerdir. Fakat Teziç manevi serüvenini "o ezanlarla" yeterli görmüş, Özemre ise o manevi çizgiyi ömrü boyunca terk etmemiş bilakis geliştirmiştir...

Özemre, Galatasaray'dan sonra Fransa'da Atom Mühendisliği okumuş üniversiteye intisab ederek 34 yaşında profesör olmuş, Türkiye'nin TÜBİTAK, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) gibi önemli kurumlarında hizmetler etmiş; TAEK Başkanlığı, Nükleer Enerji Koordinatörlüğü, NATO ve OECD'de Türkiye temsilciliği gibi önemli görevlerde bulunmuş önemli bir ilim ve vazife adamıdır.

İtiraf etmek gerekirse Ahmet Yüksel Özemre'yi tanımam bilimsel yönü ile alakalı değildir; onun ilim adamlığının fevkinde önemli bir kültür adamı olmasıyla ilgilidir. Ve bittabi ben de üstadı Üsküdar "muhabbeti" ile tanıdım.

Özemre'nin, bir Üsküdar aşığı olarak doğup 73 yıl yaşadığı semtin geçmişini bugünkü nesillere aktaran kitaplarının amacı sadece geçmişin güzelliklerini günümüze nakletmekten ibaret değildi. Özemre, Türk İstanbul'un ilk yerleşim yeri olan Üsküdar'ın hikayesini anlatırken, "pop çağı" kültürü ile hemhâl olan Türk gençliğine kadîm Türk kültürünü tanıtıyor ve aslında "ne olduklarını" gözler önüne sermeye çalışıyordu.

Bu yönüyle Ahmet Yüksel Özemre'nin eski Üsküdar'ı anlatan kitapları sadece Üsküdar'ı ve onun geçirdiği değişimi değil büyük kültürel ve sosyal değişimi anlatıyordu. Bu yüzden Özemre'nin Üsküdar'ı aslında koskoca Türk coğrafyasıdır. Üsküdarlı'nın kaybettiği güzellikler ve yaşadığı travmalar ise topyekün Türk milletine aittir.

Tabii ki, ıtır kokuları sokağa yayılan, içi türlü baharatlarla dolu ve bir köşesinde ilim ve söz erbabının çaylarını yudumlayarak Türkiye'nin en önemli ilim ve sanat konularını konuştuğu, bir köşesinde de Cumhuriyet tarihinin en güzel ebrû tablolarının yapıldığı o eski zaman eczanesi, aktar dükkanı da bize ait bir kültür merkeziydi.

Özemre üstâd, Cumhuriyet tarihinin en önemli ebru sanatçısını yetiştiren Düzgünman ailesinin aktar dükkanında kurulan "irfan" halkasını günümüze aktarırken Osmanlıdan Cumhuriyete geçen bu geleneğin sadece kazancı yokuşuna has bir özellik olmadığını gözler önüne seriyordu.

Özemre'nin Üsküdar'ı toplum olarak yok etmekte oldukça "mahir" davrandığımız Türk İstanbul'un neyini ve nidüğünü gözler önüne sermekteydi. Özemre bu kitaplarda, eskiye dair ne varsa yok edilen bir tarihi süreçten geçerken başına gelenleri ancak seyreden ve çoğu kez umarsamayan, bin yıllık estetiği, yaşam zevki ve alışkanlıkları yerle bir edilirken bir şey yapmayan ve hatta bu yok edişe katkıda bulunan bir millete ait olduğu kültürün izlerini göstermeye çalışıyordu.

Özemre bu kitaplarda mahallenin delisinden, camideki imamına, öğretmeninden askerine, neyzeninden ebru sanatçısına ve "sırlı" erenlerine kadar toplumun hemen bütün katmanlarının nasıl bir ve barışık yaşayabildiğini de, günümüzde kulağa efsane gibi gelse de, gözler önüne seriyordu.

Bu kitaplarda unuttuğumuz bir yaşam tarzının bu topraklarda var olduğunu o nahif üslubu ve tertemiz Türkçesiyle bize hatırlatmaya çalıştı. Bunu yaparken duyduğu "aşk", vücudunun her köşesine yayılan illetten kaynaklanan acılara rağmen, bir nebze olsun azalmadı.

Ahmet Yüksel Özemre'nin inançları, hayatı algılayışı ve onu yaşama tarzı, içinden geldiği kültürü sonraki nesillere taşıma gayreti onun bilim adamı olarak yaptığı hizmetin üzerindedir. Benim, önceleri "muhafazakar" bir ilim adamı ve bürokrat olarak bildiğim Özemre'yi otuzlu yaşlarımın başında hakiki cephesiyle tanımam da bu hizmetin sonucudur.

Sık sakalı, hafif yukarıya doğru kıvrılan bıyığı, artık filmlerde, hayır ne filmi hikayelerde, görebildiğimiz İstanbul Beyefendisi tavırları ile Türk İstanbul'un son bakiyyelerinden olan Ahmet Yüksel Özemre ile bu dünyada karşılaşmak, halleşmek kısmet olmadı. Onunla ünsiyetimiz paylaştığımız değerlerden, özlemlerimizden neşet ediyordu.

O'nu ve onun nesildaşlarını tarif etmek çok zor. Bu kutlu nesli tarif etmek için sayfalar dolusu yazmak beyhude, Yahya Kemal ve Süleyman Nazif'in ortaklaşa vücuda getirdiği şu mısralar Özemre'nin temsil ettiği nesli ne güzel tanımlıyor:

"Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine, / Ne kendisi kimseye benzer, ne kimse kendisine!"

Allah Rahmet Eyleye...

Haber Tarihi: 28 Haziran 2008, Cumartesi

Kaynak: Etik Haber Internet Sitesi

Link: http://www.etikhaber.com/content/view/57911/27/

Tasarım & Geliştirme Tasarım & Geliştirme | magicleaves